Home / Dünya / Güneydoğu sınırlarında Kürdistan devletine doğru.. Ankara hazır mı?

Güneydoğu sınırlarında Kürdistan devletine doğru.. Ankara hazır mı?

Aras Devrim

Türkiye’ nin güneydoğu sınırlarında adım adım devletleşme çalışmaları hız kazanmaktadır. Önderliğini Mesut Barzani’nin yaptığı Kürdistan Demokratik Partisi 25 Eylül’de yapılacak referandum için olanca gücüyle çalışmaktadır. Bu konuda en güçlü desteğini İsrail’den almakla birlikte çoğu ülke bu konuda göreceli olarak “tarafsız” kalmayı tercih etmektedirler.

Bu konuda belirleyici olarak iki ülkeden bahsetmek mümkün. Amerika ve Rusya. Kuzey Irak merkezli Rûdaw kanalına konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Irak’ın komşularının düşünceleri göz önünde bulundurulmalı. Anladığım kadarıyla Kürt otonom bölgesi başkanlığı komşu ülkelerle irtibat içinde” şeklinde açıklamada bulunarak bu konuya oldukça temkinli yaklaşmayı tercih etti. Lavrov’un bu noktada bazı komşu ülkelerin sert bir şekilde karşı çıkmadıklarını ve onaylarını da aldıkları anlaşılmaktadır. Rusya’nın bölgedeki en yakın müttefiki olan İran, Irak yönetiminin referandumun ertelenmesi konusunda Merkezi yönetim ile kuzey Irak Kürdistan’ı arasında arabulucu olsa da İran’ ın tavrı net olarak biliniyor. Amerika’nın ise tavrı şu anda ertelenmesi yönünde.

Kuzey Irak yönetiminin Irak’tan ayrılmasının nedeni olarak merkezi bütçeden pay ayrılmaması, bu payların zamanında ödenmemesi ve silah alımı konusunda sürekli vetolar ile engellenmesi gibi bir çok neden sayılabilir. Bu konuda referandumun bir “hak” olduğu ile tam tersi olarak meydana getirilmeye çalışılanın bir “terör devleti” olduğu gibi bir çok farklı yaklaşım Türk medyasında dönmektedir. Bu kavramların ne kadar doğru olduğu üzerine bir değerlendirme yapmanın verimli olabileceği kanısındayım.

Öncelikle Kuzey Irak yönetimi ya da Barzani aşireti/grubu/Kürdistan Demokratik Partisi ile PKK aynı değil. Bu ikisinin de hedeflerinin ortak noktası ütopik bir şekilde ortadoğunun ve Anadolu’nun çoğunu kontrol eden bir devlet gibi düşünülse de aslında gerçek oldukça farklıdır. Bu iki hareketin çok zıt şekilde hareket ettikleri zamanların da olduğunu belirtmek lazım.

Mesut Barzani babasının kurmuş olduğu Mahabad Cumhuriyeti’nin İranlılar tarafından yıkıldığını ve bu trajedinin çok ağır sonuçlar doğurduğunu bilmektedir. Barzani’nin etki alanının Kuzey Irak’ta ve Türkiye’nin güneydoğusunun en uç şehirleri olan Şırnak, Hakkari ve Van gibi şehirlerde  Kürtçe’nin kurmanci lehçesinin ağırlıkta olduğu Şafi Kürtlerden oluştuğunu belirtmek lazım. Barzani’nin o zaman güç paylaşımında rakibi olan Celal Talabani ise kuzey Irak yönetiminin doğusunda çoğunlukla Sorani, Gorani lehçelerin ağırlıkta olduğu sosyalist ideolojiye sahip Kürtlerin desteğini almaktadır. Barzani ve Talabani güçlerinin temel olarak Türkiye içerisinde bir Kürt devleti gibi bir girişimleri ve eylemleri olmamıştır. Dönem dönem Türkiye’den Kürt partilerin temsilcileri ile görüşmeler yapmışlarsa da bu eylemsel bir işbirliğine dönüşmemiştir. Bu iki grubun dışında PKK nın etki alanı Türkiye, Avrupa ve Suriye’ye doğru genişlemekte kolektif bir Kürt bloku oluşturma eylemidir. Bu üç grubun her ne kadar Türk kamuoyuna aynı şekilde lanse edilse de aralarında çok ciddi problemler yaşandığı görülmektedir.

1994 yılında IKDP-IKYB koalisyonu arasında çıkan anlaşmazlıklardan dolayı iki parti arasında çatışma Kuzey Irak’ta iç savaşın başlamasına neden olmuştur. 1996 yılı Ağustos ayında Barzani,  Talabani güçlerine karşı Irak rejimi ile anlaşmıştır. Aynı yıllarda Barzani PKK’ya karşı Peşmerge blokunu oluşturmak için Türkiye ile anlaşmaya girmiş, Talabani ise PKK ile müzakereleri arabulucu rolüyle üstlenmiştir. 31 Ağustos 1996 tarihi PKK ve Talabani’yi , Barzani’ye karşı bir cephede buluşturmuştur. Barzani açıkça PKK’ yı karşısına almak istemese de Mahmur kampı civarındaki yerleşimleri kontrol altına almaya çalışmıştır. Burada hem Türkiye’nin desteğini almayı hem de bölgede artmakta olan PKK’nın gücünü kırmayı hedeflemiştir.

Suriye iç savaşı ile PKK bölgede oluşan boşluğu doldurmak için güçlerini Suriye’ye kaydırdı. Aynı şekilde Kuzey Suriye’de mülteci durumuna gelen Kürtlerin de Kuzey Irak yönetimine sığınma çalışmaları hendeklerin kazınması ile ilişkileri germiştir. Kuzey Irak ve Suriye’de Peşmerge güçlerinin Şengal ve Sincar bölgelerinden kaçarak sivil halkı İŞİD’e karşı korumasız halde bırakması zaten 31 Ağustos 1996‘da Saddam’ın tankları ile bölge yönetimini alan Barzani’ye ciddi şekilde güveni kırmıştır. Bu hayal kırıklığını tolere edebilme adına Kobani’ye silah sevkiyatı için Türkiye’yi ikna etmesi yıkılan imajını düzeltmeye yetmemiştir. Bölgenin kontrolünü ele geçirip yönetim grupları atayan PKK/PYD’nin bu şekilde güçlenip etkisini artırması Barzani yönetiminin takdirini almamıştır. Bölgeden dönem dönem karşılıklı tutuklama haberleri gelse de bir taraftan Kuzey Irak’ta devletleşme kuzey Suriye’de federasyon ve meşruiyet kazanma hedeflerinden sapmama uğruna temkinli hareket etmektedirler.

Görüldüğü gibi bir çok noktada her bir grubun farklı müttefiklerinin olduğu ve dönem dönem çatıştığı yapılanmaların hepsinin birden terör grubu ya da devleti olarak nitelendirmek mümkün değildir.

Eğer bir devlet kurulacaksa ve bu devletin kısa sürede bölgede orta düzey bir aktör olacağını varsayarsak pragmatik olarak düşünülüp devlet ciddiyeti ile davranılması gerekmektedir. İsrail İran-Irak-Suriye-Hamas’a silah ve militan trafiğini durdurması yönünde bu noktada olumlu bakmaktadır. Bölgede topraklarını işgal ettiği Suriye’nin yeni ve Arap olmayan bir devletle komşuluğunu olumlu karşılamaktadır. Arap-Türk kuşağının arasında bir kürt devletinin olmasının bir çok noktada kendisini gerek İran’a gerekse olası düşman devletlerine karşı rahatlatacağını düşünmektedir. Olası bir savaş senaryosunda Arap milislerden ÖSO tarzı bir yapının oluşamayacağını ve bu değerli müttefik adayının bölgede ciddi bir kara gücü olacağını düşünüp hareket tarzını ona göre değerlendirilmeli.

Türkiye’nin bu konuda nasıl bir beklenti içerisinde olduğu konusunda net bir fikir edinmek zor.

Bu konuda bir çalışması olduğunu da görmek açıkçası kısa vadede mümkün görülmemektedir.

Etnik kökenli terörden küresel güçlü ve din eksenli bir terör faaliyetine doğru bir evrimleşme görülmektedir.

ABD ve Rusya bu tanımlamalar arasında kendi doktrinlerini yeni müttefiklerle görüşmeler yaparak başarıyla sonuçlandırabilmektedirler. Bu değişen terör dalgasının bu zıt kutupları bile PYD gibi bir noktada aynı çatı altında buluşturduğunu görmek bile son zamanlarda işlerin doğru gitmediğinin en belirgin işareti.

Bu işaretleri doğru okuyup strateji belirleyecek kimse kaldı mı Ankara’ da ?

 

Check Also

İran’ın IŞİD’in eski militanlarını Suriye’de kullandığı iddia edildi

Iran ISID militanlarını Iraktaki Mezhep Ayrılığını Alevlendirmek İçin Kullanıyor Iran IŞİD milislerini ABD’ye karsı etkin …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *