Home » Türkiye-ABD Ilişkileri » Gültekin’in Çağlayan & Zarrab yazısına bir itiraz

Gültekin’in Çağlayan & Zarrab yazısına bir itiraz

Ilhan Tanir, Washington DC

Levent Gültekin, Diken’de Zafer Çağlayan’ın New York Güney Bölgesi Savcılığı tarafından sanık sandalyesine oturtulmasıyla ilgili pazar günü bir yazı yazdı.

Gültekin’in söyledikleri önemli ve kendisinin ağırlığı olan, değerli bir kalem olarak gördüğüm için yazdığı yazıyı hayalkırıklığı ile karşıladığımı belirttim. Kendisinin Çağlayan yazısına itirazlarım var. Maddeler halinde:

  • Öncelikle, Gültekin’in Zarrab hakkında, geçen hafta yayınlanan ile birlikte en az şimdi dört olan ve sürekli genişletilmiş olan iddianameleri okumadığını düşünüyorum. Ve bunun çok anormal olmadığını söylemek gerekir. Zarrab ve Çağlayan iddianameleri, şimdi kanıt ekleriyle birlikte bin sayfayı çoktan buldu. Dava süreci 1.5 yıldır devam ediyor. Onca işi, koşuşturması yanında Gültekin’in iddianamelere vakit ayırmaması çok normal. Ama merak ettiğim bu yazısını yazarken bir veya birkaç uzmana telefon açıp, Çağlayan ve Zarrab sürecini detaylarıyla öğrendi mi. Zira yazısında bir uzman görüşü görmüyorum. Eğer uzman görüşü almadan ve iddianameler ile duruşmaları yakından takip etmeden bu yazıyı yazmışsa buna şaşırırım. 
  • Yazının cümleleri, Gültekin’in diğer yazılarına göre çok daha genel geçer hükümlerle dolu gibime geldi bana. Örneğin: ‘’Kendi sorunumuzu çözemediğimiz için başkalarının devreye girmesinden medet umamayız. Dışarıdan gelecek, hepimizi etkileyecek bir cezaya bel bağlayamayız.’’ Kimse böyle bir cezaya bel bağlamamıştı. Kimse Zarrab davasının ABD’de yeniden açılacağını beklemiyordu. Onca dolandırıcılığı yaptığı iddia edilen (suçlu ispat edilene kadar herkes masumdur) Zarrab’ın kendisi tıpış, tıpış Miami’ye tatile gitti. Sonra bu yetmiyormuş gibi, 17 Aralık polis dosyasında Zarrab ile telefon görüşmeleri de bulunan ve devlet bankasının 2 numarası Mehmet Hakan Atilla da, adeta, ”bir de ben deneyim” der gibi New York’a gitti. Olayı daha da komplike hale getirdi. Kendi ayakları ile, dolandırdıkları ve kara para akladıkları, bunları da ABD bankaları üzerinden yaptıkları iddia edilen bu kimseler gittiler. Birilerinin sevinmeleri veya üzülmelerinin olana nasıl bir etki yapacağını bilemiyorum. Yani muhalefet ‘bu adamları bize verin’ dese, ABD verecek mi? Milletvekilleri hapse tıkılan muhalefet partisi neden Zarrab’ı Türk adaletine istesin, onu da anlayamam. Yani kendileri yaptı, kendileri buldu.
  • Yazının ilk yarısında Gültekin ‘’İktidarın yanlışlarından, hatalarından dolayı Türkiye dünyada akıl almaz bir noktaya sürükleniyor.’’ diyor ve haklı. Ve ekliyor: ‘’İktidar hukuku yok ederek, kritik yanlışlar yaparak Türkiye’ye zarar verdi. Tamam! Ama bu zararı kendi içimizde tamir etmenin yolunu bulmalıyız.’’ Güzel sözler. Kim, nasıl kendi içimizde böyle bir yol bulacak ben bilemiyorum. Mehmet Hakan Atilla ve Zarrab ABD’den geri gelse, onları yargılayacak mıyız? Yani pratikte bu cümlenin karşılığını ben anlamakta zorluk çekiyorum. Bakınız Çağlayan ile birlikte bu çarka takılan Egemen Bağış başdanışman ve burnundan kıl aldırmıyor. Bakınız Zafer Çağlayan yine Erdoğan’ın en yakınına sokuldu. Bakınız Muammer Güler ile ilgili en ufak bir gelişme yok. Bu insanları zamanında kendi darbelerini yapmak adına yargılayan Cemaat polisleri ve yargıçları ya hapiste ya da dışarıda. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Al Jazeera’ya verdiği mülakatta, Süleyman Aslan’ın devlet hazinesine zarar vermediğini söylemişti. Yani görüş, aldıkları ifade edilen yüz milyonlarca dolar ‘komisyon’, devlet hazinesinden çıkmadığından dolayı bir sorun yok. Bunu bizzat Erdoğan söylüyor. Ekonomi Bakanı Zeybekçi, bu kimselerin devletin aleyhine birşey yapmadığını söylüyor. Bu kimseler Türkiye’de yargılanabilmiş olsa zaten New York’da kimse yargılamayacaktı. İşin kısası, içimizde keşke tamir edebilsek. Eğer bir yolu varsa, duymak isterim.

  • Gültekin şöyle diyor: ‘’Şöyle düşünün: Biz bir aileyiz. Aile fertlerinden biri hata yapıyor. Kendi içimizde o hatayı telafi edemediğimiz için dışarıdan biri o kişiyi bahane ederek bütün aileyi töhmet altında bırakan müdahalede bulunuyor.’’ Aslına bakarsanız bunu başka kelimelerle söyleyen bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan. Erdoğan, Çağlayan’ın iddianameye girdiği duyulunca, bu adım bakanıma (Çağlayan) değil, Türkiye Cumhuriyetine karşı bir adımdır dedi. İktidarı, iktidarın eski bir mensubunu, Türkiye Devleti Cumhuriyeti olarak lanse ediyor. Ne ilgisi var. Birkaç düzine insan ‘bal tutup parmağını yalamış’ zamanında ve ama yalarken ABD’nin bankalarını dolandırmış, kara para aklamış (iddialar). Bir ‘çark’ oluşturmuşlar. Bundan Türk milleti ve hazine değil, birkaç düzine insan sülalesine yetecek kadar para kaldırmış. İddianamede bu insanların ismi var, yaptıkları var, suçlandıkları konular var. Çağlayan’a, Zarrab’a yapılan suçlamalar neden Türkiye’ye yapılsın? Bunu bu şekilde sunmak isteyen o zamanın iktidarının başıdır ve çünkü o da bu olanlardan sorumlu olduğunu bilmektedir muhtemelen. Bu söylem odur. Erdoğan kadar güçlü bir başbakan varken, bir bakan kendi başına çark kurup, yüzmilyonlarca dolarlık ‘komisyonu’ evirip, çevirebilir mi?
  • Bu arada Gültekin önce ‘’Mesele artık Zafer Çağlayan ya da iktidar değil, mesele Türkiye.’’ diyor. Yazının sonunda ise ‘’Çünkü Erdoğan ya da Zafer Çağlayan, Türkiye demek değil.’’ diyor. Bence önce söylediği değil, sonda söylediği doğru. Kişiler fanidir, adalet evrenseldir. Ceza yapan, karşılığını bulur, bulmalıdır. ABD, Türkiye’de olanlar için değil, kendi kurumlarına yapılmış ‘kelek’ in hesabına çekme iddiasındadır. Daha önce Alman, Fransız bankaları milyarlarca dolar para cezalarına muhatap olmuştur. Hiçbiri de ‘ülkemize dışarıdan müdahale ediliyor’ dememiştir. Bu üçüncü dünya mantalitesi olarak görülmektedir.
  • En sıkıntılı cümleler en sona saklanmış. Umarım Gültekin bir yazı daha yazarak, belki uzmanlara da danışarak, bizi yeniden aydınlatma yolu seçer. Kendisi, Türkiye için değerli bir entelektüel. Gültekin yazının sonlarında şu cümleyi söylüyor: ‘’Bizi bu duruma düşürdüğü için içeride iktidara kızabiliriz. Eleştirebiliriz. Yerden yere vurabiliriz. Fakat dışarıdan gelen bu tür müdahalelerden ancak endişe duyarız. Böyle bir duruma düştüğümüz için üzülürüz. Sevinmek de neyin nesi? İktidarla Türkiye’yi birbirinden ayırmamız gerekiyor. İktidara rağmen Türkiye’ye sahip çıkmamız gerekiyor. Bizi daha büyük bir yıkıma sürükleyecek gelişmelerden ülkemizi korumanın yollarını bulmalıyız. Böyle yaptığımızda iktidarın değil Türkiye’nin yanında durmuş oluyoruz.’’

Belki doğrudur. Toplumun belirli bir kesimi her yaptığından ‘sıyrılan’ bir iktidarın dostlarının, dünyanın bir tarafında kolluk kuvvetlerine yakasını kaptırmasından dolayı gerçekten de seviniyor olabilir. Bunu yaratan, ülkede adalet kavramını zedeleyenler, ayaklar altına alanlardır. Ama anlamadıklarım var: Gültekin örneğin bu Zarrab konusunda ‘iktidara rağmen Türkiye’ye’’ nasıl sahip çıkacağız bir anlatma yolunu seçebilir. ABD’nin New York Güney Savcılığının önüne gidip protesto mu etmeli?

Konu, Reza Zarrab tutuklandıktan sonra savcılık tarafından 21 Mart 2016 tarihinde yapılan ilk basın açıklamasında geçiyor: ‘’ambargoyu delme, kara para aklama ve ABD & uluslararası bankaları dolandırma.’’

Burada kurulan bir ‘örgüt’ veya ‘çark‘ olduğu iddiası var ve bunları 1.5 yıldır savcılık ispata yönelik kanıt sunuyor. O örgüt, İran’ın üzerindeki ambargoları, ”Amerikan bankalarını dolandırarak, Amerikan yetkililerine yalan söyleyerek, sahte fatura üreterek” bir örgüt ile 4 yıl boyunca bu örgütü yöneterek ve koruyarak bir uluslararası suç şebekesi kurmakla suçlanıyorlar (bunlar iddianamelerdeki suçlamalar.) Bahsedilen miktar 200 milyar dolar kadar. Sadece Çağlayan’ın tek başına almakla suçlandığı para, dile kolay, elli milyon dolar civarı. 200 milyar doların %.2.6, yani 5 milyar dolardan fazlasının nerede kaybolduğu halen bilinmiyor: 

Gültekin’in bahsettiği gibi, ambargolar başladığında Türkiye’ye tanınan özel bir ‘istisna’ gerçekten de vardı. Türkiye, İran’ın yanıbaşında olduğundan dolayı 2013’lere kadar bu ambargolardan büyük oranda istisna tutuldu. Yani, Gültekin’in yazdığı: özel şartlar’ı özensiz, dikkatsiz bir şekilde kullandı. Yani kendince Türkiye’nin ekonomisinin daha fazla zarar görmemesi için ambargo altındaki İran ile ekonomik alanda bazı işlere kalkıştı.’’ değil. Doğrudan İran’ın ambargosunu delerken, bundan yüz milyonlarca dolar nemalandı. (Dahası, aynı dönemde Türkiye Suriye muhalefetine yardım Esad karşıtı yardım yaparken, Esad’ı destekleyen İran Devrimci Muhafızlar Örgütüne doğrudan yarar sağlayacak delici faaliyetler yaparak, adeta yıllarca Suriye’de her iki tarafa benzin taşıdı. Daha çok bilgi için)

Gültekin’in ‘bold’ kelimelerle belirttiği gibi ‘’Şimdi ABD “Sen, bizim finans sistemimizi hukuka aykırı bir şekilde kullanarak ambargoyu deldin” diyerek Türkiye’ye bir ceza vermeye çalışıyor.’’ değil. Türkiye, kendisine tanınan muafiyetle yetinmedi. ABD’yi ve Avrupa’yı dolandırmayı tercih etti. (Jiyan’ın zinciri iyi anlatıyor.)

Çağlayan’ın ‘görüntüde’ liderlik yaptığı iddia edilen ve bu iddianın aldığı ‘komisyonlar’ ve diğer devlet yetkililerine verdiği direktiflerle sürdüren bu örgüt, hem de ülkenin itibarı sayılacak devlet bankasını da merkeze oturtarak, dolandırıcılık yaptığı yönünde çok ciddi iddialar ve kanıtlar bulunuyor. Ve bunlar, %5’lik komisyon düşünüldüğünde 10 milyar dolarlık bir pasta yapıyor.

Bunları örgütleyen, planlayanları olduğu iddiasıyla, ABD kendi topraklarında yakalamış.

Gültekin, ABD New York Güney Bölgesi savcılığında 2011’den beri tutulan, içinde Zarrab’ın emaillerinin de olduğu 500 bin kanıtın olduğunu Zarrab’ın savunmasının belirttiği bir davanın kapatılması ve suçlananların Türkiye’ye getirilmesini mi istiyor? İsteyebilir, nasıl olacak bu? (Zarrab Miami’ye indiğinde, 2016 yılının Mart ayında, gümrük görevlisi ‘iphone’unun kilidini açar mısın’ dediğinde açan, sonra geri gelen görevlinin, ‘kusura bakma, kaybettik, yeniden kilidi açar mısın’ dediğinde, ikinci kez iphone kilidini açarak içindeki tüm bilgileri ve belgeleri FBI’ya teslim edecek kadar da plansız bir kişi olduğu görülüyor. (Havaalanındaki gelişen olayları, Zarrab’ın yakalanmasını organize eden FBI yetkilileri yeminli şekilde anlattıkları rapordan.)

Saygıdeğer büyüğüm Gültekin’e soruyorum.

Bu kanıtlar yok mu diyelim? Bu kişiler masum, bunları bırakın mı diyelim? Suçlamalarınız doğru değil mi diyelim? Bunlar Türk vatandaşları, bizler Türkleri tutarız, siz gavursunuz mu diyelim? Bunlar bizim iktidarımız, bunlara yolsuzluk yaptı diyemezsiniz mi diyelim? Bunlar yolsuzlukluk yapmış olabilir, sizi dolandırmış olabilir. Ama siz bunları, kendi topraklarınız da olsa tutuklayamazsınız mı diyelim? Gültekin tam olarak nasıl Türkiye’yi savunabileceğimi anlatmalı. 

Ne diyelim? Üzüntülü mü görünelim? Nasıl bu iktidarı ve Türkiye’yi ayırıp, tepki verelim de ülkemizi Libya, Suriye, Irak yapmayalım.

Gültekin’in reçetesi varsa biz de Zarrab davası suçlamalarına ona göre tepkimizi değiştirebiliriz.

 

Check Also

ABD, Ankara temsilini maslahatgüzarı seviyesine indirmiş oldu, ufukta BElçi adayı görünmüyor

Ilhan Tanir, Washington DC Salı sabahı ABD Senatosunda Ankara’dan Afganistan’ın başkenti Kabul’e tayini çıkmış Büyükelçi …

One comment

  1. Cok guzel bir elestiri olmus:
    Ilhan bey su hassasiyetinizin “…kara para aklamış (iddialar)…” -ki anlasilan gazetecilik mesleginin gerektirdigi bu- onda birini, fazlasini degil surada gostermenizi istemek cok mu?: “Bu insanları zamanında kendi darbelerini yapmak adına yargılayan Cemaat polisleri ve yargıçları ya hapiste ya da dışarıda.”
    El insaf, el insaf!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *