Home / Ekonomi / Türkiye 2023’de dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girecek mi?

Türkiye 2023’de dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girecek mi?

Aras Devrim

HAYALLER VE GERÇEKLER

2023 HEDEFLERİNİ NE ZAMAN, NASIL GERÇEKLEŞTİREBİLİRİZ?

2011 yılında, cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılı olan 2023 yılında gerçekleştirilmek istenen farklı alanlarla ilgili 2023 hedefleri açıkladı. Bu çalışmamızda ekonomiyle ilgili bazı 2023 hedeflerini ve bu hedeflere belirtilen tarihte ulaşılıp ulaşılamayacağını inceleyeceğiz. Ekonomik hedefler şu şekilde, 2013 yılında açıklanmıştır:

Göstergeler: Ekonomik sıralama GSYH GSYH (kişi başı) İhracat Büyüme oranı
Birim: İlk Milyar USD Bin USD Milyar USD %
Hedefler: 10 2. 000 25 500 7

4 yılda ne yaptık

Öncelikle bu hedeflerin ortaya atıldığı 2013 yılından 2016 sonuna kadar bu göstergelerde ne gibi gelişmelerin yaşandığını bir tablo ile ortaya koyalım. Tablodaki veriler, TÜİK’ ten alınmıştır:

Yıllar Ekonomik sıralama GSYH(milyar USD) GSYH(kişi başı, USD) İhracat(milyar USD) Büyüme oranı(%)
2013 16 950 12. 480 152 8. 5
2014 16 935 12. 112 158 5. 2
2015 17 862 11. 014 144 6. 1
2016 17 857 10. 807 143 2. 9

Tabloyu incelediğimizde Türkiye; hedeflerin konulduğu 2013 yılında dünyada 16. ekonomiyken, 2016 senesinde 17. ekonomi olarak bir basamak gerilemiştir. GSYH; 93 milyar dolar düşerek, % 9, 7 oranında küçülmüştür. Kişi başı milli gelir 1. 673 dolar gerileyerek orta gelir tuzağı seviyesinde kalmıştır. İhracatımız 9 milyar dolar düşerek, % 5, 9 oranında gerilemiştir. 2016’daki büyüme oranı ise % 2, 9’da kalarak, Türkiye’nin % 5’lik potansiyel büyüme oranının altında kalmıştır. Bu sonuçları değerlendirdiğimizde ilk 4 yıl başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

En büyük 10 ekonomi arasına girmek

Aşağıdaki tablo dünyanın en büyük 10 ekonomisinin ve Türkiye’nin GSYH’sını göstermektedir. Veriler, Tradingeconomics. com’dan alınmıştır:

Sıralama Ülke GSYH(Milyar USD)
1 ABD 18. 569
2 ÇİN 11. 199
3 JAPONYA 4. 939
4 ALMANYA 3. 467
5 BİRLEŞİK KRALLIK 2. 619
6 FRANSA 2. 465
7 HİNDİSTAN 2. 264
8 İTALYA 1. 850
9 BREZİLYA 1. 796
10 KANADA 1. 530
17 TÜRKİYE 858

Tabloyu incelediğimizde; Türkiye’nin 2023’te ilk 10 ekonomi arasına girebilmesi için, milli gelirini 6 yılda yaklaşık olarak 2’ye katlaması gerekiyor. Kanada, 1 trilyon 530 milyarlık GSYH’sıyla dünyanın en büyük 10. ekonomisidir. Türkiye’nin milli geliri 858 milyar dolardır. Kanada 2023 yılına kadar milli gelirini hiç arttırmasa bile, Türkiye milli gelirini önümüzdeki 6 yılda dolar bazında en az 672 milyar doların üzerinde arttırmak zorundadır. Bu da yılda yaklaşık olarak 100 milyar doların üzerinde bir büyüme demektir. Bu sebepten dolayı 2023 yılında; ilk 10 ekonomi arasına girmek, dolayısıyla ekonomik hedefleri gerçekleştirmek mümkün değildir.

Ne yapmalı?

Yukarıda da gösterildiği gibi, Türkiye’nin ekonomi alanındaki 2023 hedeflerini, 2023 yılında yakalaması mümkün gözükmemektedir. Peki, ne yapmak gerekir? Türkiye bu hedefleri hiçbir zaman yakalayamaz mı? Elbette yakalayabilir, hatta daha iyisini de yapabilir. Peki, bu hedefleri yakalamak ve hatta bu hedefleri geçmek için ne yapmalıyız?

Türkiye’nin bu hedefleri gerçekleştirmesi için, öncelikle ümitsizliğe düşmemesi ve doğru durum tespiti yapması gerekir. Aşağıdaki tablo, Türkiye’nin 2002-2016 yılları arasındaki kişi başı milli gelirini göstermektedir. Veriler, Tüik’ten alınmıştır:

Yıl GSYH(kişi başı, usd)
2002 3. 580, 7
2003 4. 697, 6
2004 5. 960, 9
2005 7. 304, 4
2006 7. 905, 8
2007 9. 655, 9
2008 10. 930, 6
2009 8. 979, 8
2010 10. 559, 8
2011 11. 205, 2
2012 11. 587, 8
2013 12. 480, 4
2014 12. 112, 4
2015 11. 013, 6
2016 10. 807, 4

Türkiye, tablonun da gösterdiği gibi, 2002 yılından 2008 yılına kadar ekonomide ciddi bir başarı göstermiştir. Kişi başı milli gelirini 10 bin dolar seviyesine çıkarmıştır. Fakat 2008 yılından sonra Türkiye adeta patinaj çekmiş, kişi başı milli gelirini daha fazla arttıramamıştır. Türkiye, diğer gelişmekte olan ülkelerin düştüğü orta gelir tuzağına düşmüştür.

Reform.. Reform.. Reform..

Türkiye; geleneksel tarımla, turizmle ve inşaatla gelebileceği en üst seviyeye gelmiştir. Eski usul ekonomiyle 10 bin dolar seviyesine gelinebilir; fakat bu seviyenin üstüne çıkmak ve orta gelir tuzağından kurtulmak için ciddi reformlar yapılmalıdır. Bu sebepten dolayı; ülke olarak ciddi adımlar atıp, adına yapısal reform dediğimiz adımları bir an önce atmalıyız.

Verileri incelediğimiz zaman Türkiye Ekonomisinin en hızlı atılım gösterdiği zaman dilimini Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer zamanında gerçekleştirdiğini görmekteyiz. Yürütmenin başı olarak belki de bu kadar uyumsuz bir hükümet ile çalışmasının Türkiye Cumhuriyetine ne kadar katkı sağladığı anlaşılmaktadır. AKP hükümetlerinin hep bir doktrin olarak topluma kabullendirdiği “uyum” kavramı yerine “farklıların bir arada olması” nın önemi anlaşılmaktadır. Bununla ilgili oluşacak olan sosyo-ekonomik yorumu sizlere bırakmaktayız.

Nedir bu yapısal reformlar?

Yapısal reform; bir yapının, bir sektörün, bir sistemin daha verimli çalışması, daha fazla fayda sağlaması ve krizlere karşı daha dayanıklı olması için yapılan düzenlemelerdir. Mesela; 1925 yılında aşar vergisinin kaldırılması, 1926 yılında kabotaj kanununun çıkarılması, 1931 yılında merkez bankasının kurulması ekonomi alanında yapılan yapısal reformlara örnektir. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan bu düzenlemeler ekonomiye birçok açıdan fayda sağlamıştır.

Bugün geldiğimiz noktada, 2023 hedeflerine en kısa zamanda ulaşmak istiyorsak, günümüze ve şartlara uygun yapısal reformları gerçekleştirmeliyiz. Bu hedefleri gerçekleştirmek için sadece ekonomi alanında değil sosyal ve siyasal alanda da düzenlemeler yapmalıyız. Bu 3 alan birbirini destekler niteliktedir. Birindeki eksiklik diğer alanları da olumsuz etkileyecektir. Bu sebeple yapısal reformlar, bu alanların tamamında gerçekleştirilmelidir.

Nasıl yapmalı?

Önce sistemdeki aksaklıklar tarafsız bilimsel verilerle tespit edilmelidir.
Bu problemlere çözüm bulmak için ortak akıl hareket ettirilmelidir.
Çıkan çözüm önerisi pilot uygulama ile denenmelidir.
Başarılı olan uygulama tüm ülkede uygulanmalıdır.

Türkiye’nin yapması gereken yapısal reformlardan bazıları şunlardır:

Cari açığın düşürülmesi ve büyümenin ithalata bağımlılığından kurtarılması gerekir. Bunun için tasarrufları arttırmamız ve üretimin ithalattan oluşan bölümünü iç kaynaklara yönlendirmeliyiz.

TCMB başta olmak üzere bağımsız olması gereken ekonomiyle ilgili kurumların, tam bağımsız bir şekilde çalışmasının sağlanması gerekir. Bu reform yapıldığında para politikası başta olmak üzere, ekonomiyle ilgili birçok politika doğru uygulanacaktır. Ekonomi ile alakalı birimlerin farklı farklı bakanlıklar nezdinde değil tek elden yürütülmesi kamuoyunu ilgilendiren bilgilendirmelerin bu yönde yapılması spekülasyon anlamına gelecek konularda başka idari makamların müdahale etmemesi gerekmektedir.

İhtiyacımız olan enerjiyi kendi kaynaklarımızdan sağlamalıyız. Cari açığı arttıran enerji ithalatını düşürmek için, kendi doğal kaynaklarımızdan azami derecede yararlanmalıyız. Güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisi başta olmak üzere alternatif enerji kaynaklarımızı kullanmalıyız. Tarım ve hayvancılık sektörü başta olmak üzere yerli üretim teşvik edilmelidir. Ülkemizde üretilebileceği halde dışarıdan ithal edilen ürünler, ülkemizde üretilmelidir. Bunun için yeterli teşvik ve imkânlar sağlanmalıdır.

Ülkemizin iklimi ve coğrafi konumu çok uygun olduğu için, ülkemizde hemen hemen her şey üretilmektedir. Fakat üretilen bu ürünler sadece üretim aşamasında kalmaktadır. Bu ürünlere akıl, tasarım ve sanat katarak ortaya bir marka çıkaramıyoruz. Örneğin, fındık üretiminde ülkemiz dünyada 1 numaradır. Türkiye; fındık satarak yılda 3 milyar dolar kazanırken, bu fındığı satın alıp, işleyip Nutella haline getiren şirket 10 milyar doların üzerinde kazanıyor. Bu uygulamayı başta fındık olmak üzere; kayısı, zeytinyağı, bal gibi ürettiğimiz tüm ürünlerde yapıp dünya çapında marka çıkarmalıyız. Ne kadar ülkemiz kendi kendine yeten ülke konumundan ithalat ile ayakta kalmaya çalışan ülke durumuna düşmüşse de bu olumsuzluğa neden olan politikaların acilen değiştirilip çok boyutlu ve rasyonel tedbirlerin uygulanması gerekmektedir.

Kur üzerinden uygulanan suni kalkınmanın yerine gerçekçi politikalar oluşturularak çözümlemeler yapılmalıdır. Dolar kurunun zoraki olarak 3. 5 bandına taşınması her ne kadar ekonomiyi tırpanladığı düşünülse de tehlike veren cari açığa gecici bir müdahale olduğu anlaşılmalı ve bu türden popülist, milliyetçilik endeksli ve bir çok firmanın dolaysıyla vatandaşın hayatını olumsuz etkileyecek politikalar son bulmalıdır. Dünyada bu şekilde bir kalkınma modeli sunan ülke olmamakla birlikte çok acı faturaların yaşanacağı sürekli ucuz konuma düşerek elden çıkarılan yerli firmaların çokluğuyla anlaşılmaktadır. Yabancı firmaların ülkemizden bu kadar fazla firma almalarının nedeni bu olan acımasız politikalara son verip yerli üreticiyi ve emeklerini koruyacak tedbirler alınmalıdır.
Ülkemizde birçok tarihi ve kültürel turistik yer vardır. Bu yerler ciddi anlamda turist de çekmektedir. Mesela İstanbul, dünyanın en çok turist çeken 10 şehrinden biridir. Fakat biz bu imkânı değerlendiremiyoruz. Ülkemize turist geliyor; ama para bırakmıyor.

Ülkenin dış politikasından kaynaklanan sorunlar bir tarafa iç güvenliğin tam olarak sağlanamadığı bir ülkeye turist gelmesi hayalcilik olur. Turizm konusunda hayalcilikten öte reel politikalar uygulanıp verilerin gerçekçi sonuçları irdelenmelidir. Her yıl gelmesi planlanan 10 milyon Çinli turist efsanesi artık son bulması gibi nufusunun %25’i Aids hastalığı taşıyıcısı olan Mozambikle vizelerin kaldırılmasının Türk turizmine güç katmasını beklemek gibi yanlışlıklar içerisine girilmemelidir. Bütün dünya ile kavga edip daha sonra da bütün dünyanın bizim kültürel zenginliklerimize hayran kalıp emperyalist milliyetçiliğimizi kabul etmesini bekleyeyemeyiz. Dış ilişkiler her zaman turizmi etkilemektedir.

Katma değeri yüksek üretime geçmemiz gerekir. Katma değeri yüksek ürünlerin borsası olan NASDAQ’ta; 8 milyonluk İsrail’in 100’e yakın şirketi varken, 80 milyonluk Türkiye’nin 1 şirketi var. Çünkü yeni ekonomide dünya ile rekabet edebilecek becerilere sahip değiliz. Bir ekonomi kuruluşu olan OECD, 3 yılda bir 15 yaşındaki öğrencilerin fen, matematik ve okuma alanındaki becerilerini ölçen PISA sınavını yapıyor. 2015’te açıklanan son sınava göre Türkiye; 70 ülke arasında fende 52, matematikte 49, okuduğunu anlamada ise 50. oldu. Bu sonuçlar, eğitimde çok kötü olduğumuzu ve neden katma değeri yüksek ürün üretemediğimizi göstermektedir. Bu üretimi gerçekleştirebilmek için; dünyayla rekabet edebilecek, ileri teknoloji üretebilecek, buluş yapabilecek donanımlı insan gücünü yetiştirmeliyiz. Bunun yolu da nitelikli eğitimden geçer.

Eğitim alanında dünyanın zirvesinde olan Finlandiya gibi ülkelerde, eğitimin başarılı bir şekilde yapılmasının altında yatan temel etken öğretmene yapılan yatırımdır. Öğretmenlik profesyonel bir meslek olarak tanımlanmalıdır. Öğretmenin eğitimi, seçimi, sosyoekonomik statüsü iyileştirilmelidir.

Her bölge ve her öğrenci grubuna uygulanacak eğitim-öğretim stratejisi, yöntemi ve içeriği farklıdır. İl, ilçe, okul yönetimi ve öğretmenlerin inisiyatif alarak özgün uygulamalar yapmaları sağlanmalıdır.

Uygulanan sınavlar tekrar düzenlenmelidir. Bu sınavlar mevcut şekilleriyle, öğrencilerin ezber becerilerini ölçüyor. Bu sınavları; öğrencilerin muhakeme, eleştirel düşünebilme, analiz edebilme, yorum yapabilme, bildiğini uygulama gibi üst düzey becerilerini ölçen sınavlara dönüştürmeliyiz. 2017 yılında gerçekleştirilen TEOG sınavında 15000 kadar birincinin 75000 kadar ikincinin çıkması hiçbir ölçme değerlendirme kriteriyle açıklanabilecek bir sonuç değildir. Kaldı ki OSYM’nin 2017 yerleştirmelerinde hata yaptığını açıklayıp binlerce kişinin hayatını olumsuz etkilemesi ise apayrı bir başarısızlık örneği. Tek işi sınav yapmak olan OSYM’nin hatalı yerleştirmeleri, sınav sorularının çalınması, sınav güvenliğini sağlayayaması gibi bir çok olumsuz uygulamasının şimdiye kadar yaşanması bu kuruma olan güvenirliği ciddi şekilde sarsmıştır.

Bilime ve bilim insanına verilen değeri arttırmalıyız. TÜİK’ten alınan verilere göre, Türkiye’de doktora sahibi kişilerin nüfusa oranı % 0. 36’dır. Doktora sahibi bu kişilerin bir kısmı yurtdışına gitmektedir. Hem beyin göçünü engellemek, hem de bu bilim insanlarının sayısını arttırmak için gereken ortam, maddiyat, statü sağlanmalıdır. Bilim insanlarının üniversiteden ihraç edilip hapse atıldıkları bir ortamda bunu sağlamak ve bilim adamlarını ikna etmek oldukça zordur. Amerika bugün elde ettiği teknolojinin önemli bir bölümünü Nazi Almanya’sının baskıcı tutumundan kaçıp ülkesine sığınan bilim adamlarından oluşmaktadır. Hatta Amerikan film endüstrisinin Nazi Almanya’sının ses ve görüntü teknolojilerini transfer etmesi bugün milyonlarca kişiye iş imkanı sunan bir sinema sektörüne dönüştürmüştür. Şu an ise ülkemiz maalesef bilim adamlarının kaçıp başka ülkelere sığındığı bir konumdadır.

Kodlama dersi, 3. sınıftan başlamak üzere müfredata sokulmalıdır. Yeni ekonominin alfabesi olan kodlama dersinin önemini bilen Estonya, Finlandiya gibi ülkeler bu dersi müfredatlarına dâhil ettiler.

Yapılan araştırmalara göre doğan her 100 çocuktan 5’i üstün zekâlı olarak doğuyor. Bu oran dünyanın her yerinde aynıdır. Daha sonra verilen eğitime göre bu oran artıyor veya azalıyor. OECD, yapmış olduğu PISA sınavı sonuçlarına göre Türkiye’nin ileri derece problem çözme yeteneğine sahip öğrencilerin oranını % 2. 2 olarak açıklamıştır. Yani üstün zekâya sahip % 5’i verilen eğitim sonucunda, % 2. 2’ye düşürüyoruz. Bu oran Güney Kore’de % 28, İsrail’de % 8. 8’dir. OECD ortalaması ise % 11. 4’tür. Yapılması gereken bilimsel yöntemlerle bu % 5’in tespit edilip, bu öğrencilerin özel eğitime tabi tutulmasıdır. Bu özel eğitim verildiğinde bizden de dünya çapında bilim insanları çıkacaktır.

Yerli otomobil gibi kamuoyuna hitap edecek ama gerçekçilikten uzak projelerden vazgeçmeliyiz. Bunun yerine uygun şartları taşıyan yabancı firma-teknoloji satın alıp ülkede bunun çoğunluklu alt yapısını ve yan endüstrilerinde üretime teşvik etmeliyiz. Bu markaları üretecek iş yerlerinde çalışacak iş gücünü ilgili meslek liselerinden, yeni tasarımları ve ARGE çalışmalarını yapacak ekibi ise ilgili meslek yüksek okullarından temin edip eğitim-sanayi birlikteliliğini sağlamalıyız.

Adil rekabet ortamını oluşturmalıyız. Çünkü, adil rekabet olmadan üretim artmıyor. Adil yarışma koşulları olduğu zaman, insanlar ekonomiye daha fazla katılıyor ve daha fazla verim elde ediliyor. Bunun yanında yabancı sermaye; kimsenin karakaşına kara gözüne bakmaz, adil olmayan ortamda durmaz. Türkiye; hukukun üstünlüğü endeksinde 2016 yılında, 113 ülke arasında 99. olmuştur. Bu kötü durumu acilen düzeltmeden refah seviyemizi arttıramayız.

Bunlar akla ilk gelen, acil yapılması gereken düzenlemelerdir. Şüphesiz ki, daha pek çok yapısal reform sıralanabilir. Türkiye, bir an önce 2023 hedeflerine ulaşmak için başta bu düzenlemeler olmak üzere yapısal reformları yapmalıdır. Aksi takdirde o hedefler, hedef olarak kalacak ve bir hayalden öteye gitmeyecektir.

Check Also

Trump’ın damadı Katar’dan istediği yarım milyar dolarlık krediyi alamayınca Katar krizi kopmuş

Üç farklı güvenilir kaynaktan alınan bilgiye göre Katar krizi başlamadan önce başkan Trump’ın damadı Jared …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *