Home / Dünya / IŞİD’in mezhepsel analizi ve Kürtler nasıl ‘uygun’ düşman hale geldi

IŞİD’in mezhepsel analizi ve Kürtler nasıl ‘uygun’ düşman hale geldi

Aras Devrim

Suriyede devam eden iç savaşın en büyük nedenlerinden birisi mezhepsel farklılıklar olduğu yadsınamaz bir gerçek. İslam dünyasında büyük görüş farklılıkları olan başlıca üç söylem olduğunu hatırlamakta yarar var. Bunları çok genel olarak: Mısır, Afrika ve Türkiye’de Sünnilik; İran, Suriye, Lübnan ve Yemen’de Şiilik, Suudi Arabistan’da ise Haricilik olarak toparlayabiliriz.

Bu ayrışma, İslamın üçüncü halifesi Osman’ın öldürülmesi ile başlayıp bugüne taşınmış derin bir ayrışmadır.

Rivayete göre, Halife Osman’dan sonra halife olan Ali, Osman’ın katilleri arasında zikredilen Muhammed bin Ebubekir’i vali olarak atar. Bu karar, Halife Osman’ın da mensubu olduğu ve Mekke’nin seçkin ailelerinden Muaviye tarafından kabul görmez. İki taraf arasındaki kanlı çatışmalar Halife Ali taraftarlarını da ikiye böler, böylece Alevi-Şii düşmanlığının temeli olan hariciliğe dönüşür.

Osmanlı’nın çöküşüne doğru ise bir sürpriz yaşanır. Hariciliğin bir kolu olan Vehhabilik Suudi Arabistan’da yarım adasını yönetimi ele geçirir. Petrol ticareti olmak üzere ekonomi alanında önemli bir güç haline gelen Suud hanedanı, cami bazlı misyonerlik faaliyetlerine yönelir ve eski düşmanı İran/Acem/Alevi/Pers’e yönelik izolasyona başlar. Suud hanedanı, Amerika ile güçlü bağlar kurar. İsrail ile dolaylı yollardan bağlar kurulur. Hatta bu bağ öyle derindir ki Suudi Arabistan’ın İsrail seçimlerinde Netanyahu’ya maddi yardım gönderdiği iddialarına kadar gider. 

Tarihsel bölünme etkisini hala sürdürüyor

İran’ın geliştirdiği ittifaklar Suriye-Hamas-Hizbullah-Lübnan iken, Suudi Arabistan ise bu politikaların tam karşısında olan El-Fetih-Mısır-Sisi’yi desteklemektedir. Mezheplerin ya da görüşlerin konumlarını belirlerken dini hassasiyetlerden ziyade pragmatik politikalar daha belirleyici olduğu aşikar.

Bu siyasal ortamda, İnsanların inanacakları “halifelik, mehdilik, armegedon” gibi iman açısından inanılması zorunlu olmayan kavramlara yönelen yeni bir İslami düşünce biçimi ortaya çıktı. Sosyal boyutu da olan bu yapılanmanın modern adı IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) oldu. Bayrağının renginin siyah seçilmesine kadar dini bircok dini anlamlar ve bağlantilar içeriyordu. “Horasan’dan (İran-Horasan),  siyah bayrakları olan bir ordunun çıktığını görürseniz; biliniz ki Allah’ın halifesi mehdi o ordudadır…(Müsned Ahmed,  Hadis 21 882.  Mostedreke hakim Hadis 8578 ) hadisi rivayet edilir.  Bu hadise göre, ‘müjdelenen’ ordunun IŞİD olduğu ve Bağdadi’nin ise Mehdi olduğu inancı geliştirilmiş ve yayılmıştır.

Oysa ki bu ordunun Horasan’dan bağımsızlık isyanını yakan Abbasiler olduğu iddia edilir diğer erken rivayetlerde. Ayrıca, Mehdi’den Kuran-ı Kerim’de bahsi geçen tek bir ayet yoktur. Bu hadis gibi ilmi değerlendirmesi yapılmadan sahih kabul edilen bir çok hadisin olduğu da tartışma konusudur.

Yüzyıllarca süren farklıların günyüzüne çıkışı

IŞİD ile birlikte, yüzyıllardan gelen İslam içi siyasal çekişmeler ve farklı görüşler İslam coğrafyasında kanlı bir şekilde kendini gösterdi. Bu düşünce Sünni bir kaç alimin fetvasıyla da kendine meşrutiyet kazandı. Bu alimlerden biri olan, Mısırlı Yusuf El-Kardavi’nin El Cezire kanalında canlı yayında verdiği  fetvasına göre “Esad destekçilerinin hiç bir ayrım gözetilmeksizin öldürülmesi caizdir”. Ayrıca Shafaqna’nın haberine göre çıktığı Cuma hutbesinde  Aleviler Yahudi ve Hristiyanlardan daha Kafirler dediği iddia edilmektedir.

Kendilerini neo selefi olarak gören bu grubun fetvası açıkça Kuran, hadis ve islami usullere aykırı olmasına rağmen, sünni grubun savaşta belirleyici unsur olmasını sağladı. Ülkemizde IŞİD’in sünniliğinin propaganda malzemesi olarak kullanılmasının sebeblerinden biri de budur.

Yusuf El-Kardavi’nin verdiği fetvanın islam tarihinde tek bir örneği ise, harici mezheplerden biri olan Ezarika mezhebinin imamlarıdır. Çoluk çocuk kadın yaşlı demeden islam tarihinde en kanlı  katliamlarını yapan bu mezhep Rum bir ayakkabıcının oğlu olan Nafi Bin El-Ezrak’tır.

Ezarika’nın genel etki alanı ise Basra, Yemen, Şam ve Irak topraklarıdır. Otuz bin kişilik ordusu ile yıllarca katliamlar yapan bu grup, yaklaşık bin üç yüz  yıl sonra IŞİD ile yeniden dirilişine şahitlik ettik dersek çok da abartmış olmayız. 685 yılında kurulan ve 100 yıla yakın etkili olan Ezarika’nın birçok görüş ve eylem biçimi İŞID ile çok ciddi benzerlikler taşıyor. Bu benzerliklerden biri müritlerin bağlılığı, muhalifleri öldürülmesi biçimiyle ölçülmesidir. Bundan dolayı olmalı ki IŞİD militanları da adeta insanları öldürme seansları düzenleyip, bütün dünyaya yaydılar. Kendine muhalif olan her müslümanı müşrik ilan ediyor ve bulundukları bölgeleri darul küfür olarak tanımlıyor. Yine bu inanışa göre de Darul Küfür’de kadın ve çocuklar katledilebilir.  

IŞİD’in ideolojisine dayanak olan Hariciliğin bir kolu olan Vehhabilik Arabistan yarımadasını ele geçirdikten sonra “dinden sapma ayinleri”nin yapıldığı türbe, cami ve kutsal olarak atfedilen yapıları yıktılar. Bu mekanların kutsal olmayacağını, türbelerde ölülerden medet umulduğunu ve bunun da islamın ilkelerine aykırı olduğunu ileri sürerek büyük bir yıkıma giriştiler.

Yusuf el Kardavi örneğinde olduğu gibi benzer fetvaların islami kesimlerin gizli ajandası olmadan evrensel değerler bağlamında çözüm bulunmadıkça bu tür hastalıklı zihinlerin türemesinin önüne geçilemeyeceği unutulmamalıdır.

Türkiye’de İŞID bağlamında ise teorik ve nesnel çalışmalar ortaya koyulamadığı gibi söylem olarak IŞİD’in propaganda malzemesi olarak kullanacağı çok unsur ortaya koyulmakta. Dönemin Başbakan’ı Davutoğlu bile bu terör örgütünü “bir grup öfkeli genç” olarak tanımlamıştı. İŞID’in  El-Nusra cephesinde yer aldığı zamanlarda gazeteler Afganların Suriye savaşına katıldıklarını yazmaktan çekinmiyordu. Zaten iç savaşın birinci nedeni Sünni katliamı olarak veriliyordu. Savaşın şiddetlendiği dönemde, katliamlarının dozunu artıran IŞID için yeni bir söylem gerekiyordu. IŞID’i kısmen meşru göstermek için “Saddam’ın Sünni askerleri” propagandası yapıldı. Bunlar, Irak’da yayılan Şii unsurlar karşısında ezilmiş onurlu ve sünni askerlerdi.

Yeni düşman Kürtler

Bu ‘meşrulaştırıcı’ söylem gölgesinde IŞİD için yeni bir düşman belirmişti: Kürtler.

Rojava Kürtlerine saldırı ve Türkiye’de yaşanan Kobani olaylarında Kürt oyları ile milliyetçi oylar arasındaki dengeyi korumak için Kuzey Suriye Kürtlerinin “Ezidi” kimliği vurgulandı. IŞİD barbarlığına duyulan öfke Kürtlerde bir infiale sebep olmuşken Kürtlerin hamisi rolünü oynamaya çalışan Barzani Ankara hükümeti ile para/petrol ilişkisini geliştirmeye devam etti. Türk milliyetçi oy kaybının önüne geçmek için de Barzani’nin sünni/safi/nakşibendi gibi dindar kimliği ön plana sürüldü. Her zaman IŞİD’in hedefinde olan Şii/Alevi kitlelere olan kitlesel kırım bilinirken en büyük risk grubunda olan çoğunluğu şii olan Iraklı Türkmenlerden bahsedilmedi. Özellikle mezhep konusunda detaycı olan medyada Türkmenlerin Şii oldukları vurgulanmadı. İlahiyat fakültelerinde görevli, deve sidiği hakkında bile televizyon ekranlarına çıkan profesörler, doçentler İŞID’in mezhepsel boyutundan bahsetmemeyi tercih ettiler.

 

Check Also

İran’ın IŞİD’in eski militanlarını Suriye’de kullandığı iddia edildi

Iran ISID militanlarını Iraktaki Mezhep Ayrılığını Alevlendirmek İçin Kullanıyor Iran IŞİD milislerini ABD’ye karsı etkin …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *