Home » İnsan Hakları » Demokrasi değerleri » The New York Times: Baklavacılardan Holdinglere, Tarihte Eşi Görülmemiş Sistematik El Koyma

The New York Times: Baklavacılardan Holdinglere, Tarihte Eşi Görülmemiş Sistematik El Koyma

Dünyanın saygın basın organlarından  The New York Times, baklavacılardan borsada işlem gören holdinglere kadar değeri 11 milyar doları aşan şirketlerin hükümet tarafından tarihte örneği görülmemiş sistematik bir şekilde ele geçirilmesini yazdı. Türkiye’de milyarlarca dolarlık mal varlıklarına el konulan işadamlarından Koza İpek Holding’in sahibi Akın İpek’in yaşadıklarının detaylı şekilde anlatıldığını haberde, bir zamanlar 15 milyar dolar serveti olan İpek’in bugün 10 milyon dolardan daha az bir parasının olduğu belirtiliyor.

David Segal imzalı haberin geniş özeti:

Şirketlerine El Konulmasını İzledi

Türkiye’nin en zengin işadamlarından Akın İpek, sahibi olduğu televizyon binasına baskın yapıldığı zaman Londra’da Park Tower Oteli’nde kalıyordu. İpek, yaşananlar tüm televizyon kanallarında yayınlandığı için, milyar dolarlık malvarlığına yönelik yaşanan sinir bozucu manzarayı bilgisayarından canlı izledi.

Yaşananlar garip bir sinemasal gösteri gibiydi. Bağrışmalar ve ikna çabaları eşliğinde televizyonun müdürü gelen yetkilileri geri döndürmeye ikna etti ve kendini bir ekiple birlikte bodrum katındaki kontrol odasına kilitledi. Ardından yedi buçuk saat boyunca, polisler tekrar gelinceye kadar, telefonuna gelen aramalar eşliğinde kameraya konuştu. Arayanlardan birisi de Akın İpek’ti. İpek, hükümetin yaptığının kanunsuz olduğunu söyledi.

Bırakıp Giderler Zannettim

Geçtiğimiz günlerde bir röportaj veren Akın İpek, ‘Şaşkın ve kızgındım’ diyor. ‘Yine de birkaç gün içinde bırakıp gideceklerini düşündüm çünkü kalmalarını gerektirecek hiçbir gerekçe yoktu.’

Ama hükümet hiç gitmedi. Yaşananlar olaylar onun için şahsi felaketlerin başlangıcı gibiydi. Televizyon kanalı Bugün TV’nin yayını, 28 Ekim 2015’te yaptığı konuşmadan birkaç saat sonra kesildi. Sahibi olduğu 22 şirketlik holding şu anda devlete ait ve devlet işletiyor.

İpek’in yaşadıkları, geçen yıl 15 Temmuz’da Erdoğan hükümetini devirmek için yapılan başarısız darbe girişiminden sonra yaşanacak el koymaların provası gibiydi. O günden beri, hükümetin darbenin beyni olmakla suçladığı din adamı Fethullah Gülen ile ilişkisi olduğu iddiasıyla, değeri 11 milyar doları aşan 950’den fazla şirkete, tarihte bugüne kadar örneği görülmemiş sistematik bir yöntemle hükümet tarafından el konuldu. Kovulan binlerce yöneticiden bazıları soluğu Helsinki ve Nashville gibi ücra şehirlerde aldı. Şanssız olanlar, toplu kıyım kampanyasıyla kovulan askeri personel, yargı mensubu, polis ve gazeteciler gibi hapse atıldı. Mevcut mahpusların sayısı 50 bin arttı.

Türkiye Bir Zamanlar Yıldızdı

Haberde, bir zamanlar dünyanın en dikkat çeken gelişen pazarlarından olan Türkiye’nin darbe girişiminden sonra politik ve ekonomik olarak karmaşaya sürüklendiğinin altı çizildi. Yaşanan el koymalar nedeniyle uluslararası piyasaları ülkeye bakışının değiştiği de vurgulandı. Habere göre Türk lirası geçen yıldan beri yarı yarıya değer kaybetti. Önde gelen üç kredilendirme kuruluşu da ülkenin borç senetlerini ‘çöp’ seviyesine düşürdü..

Yazıda, Fethullah Gülen’in yıllarca barış, bilim ve demokrasi odaklı vaazlar verdiği, ‘Hizmet’ adı verilen hareketin de Türkiye dışında açtığı çok sayıda okul ile bilindiği vurgusu yapılırken, gazeteye Gülen aleyhinde konuşan Hüseyin Gülerce gibi isimler ise Hizmet’in, faaliyetlerini hükümeti devirmek için planlanan işleri maskelemek için kullandığını iddia etti.

Kısa Sürede Yükselen İsim Akın İpek

Haberde, hükümet içindeki Gülenciler’in iş dünyasındaki destekçilerine çok değerli yardımları olduğu iddia edildi. Gerekli belgelerin onaylandığı, izinlerin verildiği ve böylece rakiplerin alt edildiği ileri sürüldü. Gülen’i destekleyen girişimciler de devletin desteğinin kendilerini zengin edeceğini biliyordu. Bu kayırılan kişilerin en başarılılarından birisi de, Akın İpek’ti.

Baskından kısa süre sonra İpek hakkında tutuklama kararı çıkartıldı, mal varlığına el konuldu, Haziran ayında da, Türkiye’ye dönme planı olmasa da, 77 yıl hapis cezası istendi.

Halen Londra’da yaşayan İpek, günlerini adını temize çıkarmak için çabalamakla geçiren İpek, Gülen’in maddi destekçisi olduğu ve onun destekçilerinin kayırıldığı iddialarını reddediyor. Milyarlarca dolar ile kaçtığı iddialarını da yalanlayan İpek, şimdiki malvarlığının 10 milyon dolardan az olduğunun altını çiziyor. Saatler süren röportaj sırasında, hayatında trafik cezası dahil en ufak bir suça bile karışmadığını vurguluyor.

Şirinler Köyü Saçmalığı

Bir hükümet denetçisinin, küçük meblağlarda paranın aklandığı iddiaları için kullandığı ‘Şirinler’ ifadesinden yola çıkarak, Ankara’da Şirinler Köyü kurulduğu iddiasında bulunduğunu hatırlatılan İpek, sinirli bir şekilde, ‘İki yıldan beri Ankara’da Şirinler Köyü olmadığını ispatlamaya çalışıyorum çünkü aptalın birisi bir raporda bir Şirinler iddiasında bulunmuş’ diyor.

Gülen Değil, Babam

Zenginleşmesinde Gülen’in değil, babasının rolü olduğunu kaydeden İpek, ondan aldığı kartpostal şirketini yeni alanlara taşımış. Önce gümüş, ardından da altın şirketi satın almış. Bu beklenmedik sıçrama için İpek, ‘Altından kalkabileceğim bir girişimdi. Türkiye’de çok sayıda küçük maden var. Bana 1 milyon dolara maloldu’ diyor. Ardından 2005’te Bugün gazetesini alarak medya dünyasına girmiş. Bunun doğal bir adım olduğunu vurgulayan İpek, çevrecilerin madenlerine karşı bazı itirazları olduğunu, onun da hikayenin kendi yönünden anlatacak mecraya ihtiyacı bulunduğunu söylüyor: ‘Madencilik işinde ne yaptığınızı anlatmak ve şeffaf olmak zorundasınız. Reklam ve tanıtıma para harcayacağıma ben de gazete aldım.’

Erdoğan, ‘Başka Gazeteler de Al!’ Demiş

İpek, 2008’de de Kanalturk’ü alarak ilk televizyon kanalının sahibi oldu. Yükselen bir medya patronu olarak zaman zaman Erdoğan ile de ilişki kurdu. Erdoğan, iki kez İpek’ten, başka gazeteler de almasını istedi ama olmadı. Erdoğan’ın buna kızmadığını kaydeden İpek, ‘Onu çok severdim, çok mantıklı bir insan olarak görürdüm. Ülkenin faydasına olacak işler yapıyordu. Avrupa Birliği’ne girmek için çabalıyordu, insan haklarından konuşuyordu’ diyor. Habere göre İpek, 15 yıldan kısa bir süre içinde, davetiye toptancılığından ülkenin en kuvvetli adamının desteklediği bir milyardere dönüştü. İpek, baş döndürücü yükselişi için ‘yüzde yüz kendi kendine olmuş’ bir adam değerlendirmesi yapıyor.

İpek’in kendi hakkında anlattıkların bir de karşı tarafça anlatılan versiyonu var. Onlar da, İpek’in yükselişinin 2003’te işbaşına gelen Erdoğan ile başladığını savunuyor. Erdoğan’ın o güne kadar devleti kontrol eden laik elit yöneticilerin yerine geçmesi için kadrolara ihtiyacı vardı. Bu nedenle Gülen ile işbirliği yaptı. Yüksek eğitim seviyesine sahip Gülen taraftarları önemli kadrolara gelmeye başladı. Bu zamanda Erdoğan-Gülen ittifakına yakın işadamlarının yükselme devri başladı. Bu dönemin en büyük kazananlarından birisi de, 2005’te Ovacık altın madenini alan İpek oldu.

Maden, çevrecilerin nadir başarılı girişimleriyle 2004’te mahkeme tarafından kapatılmıştı. İpek’in satın almasından sonra bölge sakinlerinin ve çevrecilerin itirazlarına karşılık maden yeniden açıldı. İpek kısa sürede, jet hızıyla, bir düzine bakanlıktan gerekli imzaları toplamayı başardı.

Birkaç hafta sonra yerel halk ve çevreciler, Koza İpek madencileri tarafından darpedildi. Bir görüntüde İpek’in de saldırı anında orada olduğu görülüyor. Eski Koza çalışanları İpek’in şiddet olaylarını yönlendirdiğini iddia ediyor. İpek iddiayı reddediyor. Şirket aleyhine açılan davalar da bir yere ulaşmadı. Şikayetçiler adına konuşan avukat Arif Cangı, savcıların dava açmak için 4.5 yıl beklediğini ve hala bir karar verilemediğini söyledi.

Bazılarına göre, hukuki düzenlemeler konusunda devletten destek almadan bu işlerin başarılması zor. 15 milyar dolarlık servete ulaşan birinin, Gülen ile yakın ilişkisi olması lazım.

ABD’nin eski büyükelçilerinden James Jeffrey, iş dünyasındaki insanlardan, ‘Gülen’e yakın bir şirket ile kavgaya girme. Davayı kendilerine yakın bir hakime götürür, gerçekler ne olursa olsun sen de kaybedersin’ dediklerini duyduğunu iddia etti.

Yıl 2009

Erdoğan, 2009’da Gülen’den şüphelenmeye başladı ve ülkeye dönmesi çağrısı yaptı. Buna en kuvvetli delil olarak Gülen’in devlet kademelerine girilmesini istediği bir gizli vaazı gösterildi. İddiayı destekleyen Zaman eski yayın yönetmeni Hüseyin Gülerce, Gülen’in dünyayı yönetmeyi saplantısı olduğu ileri sürdü.

İki grup arasındaki gerilimin 2013’te Erdoğan’ın oğlu hakkındaki yolsuzluk iddialarının gündeme gelmesinden sonra arttığı ve ondan sonra çarpışmanın alenen yapıldığı vurgulandı.

Akın İpek, Gülen’in takipçisi olsa bile, şirketlerine yetersiz gerekçelerle el konması, dünyanın birçok ülkesindeki hukuki gerekleri çiğneme anlamına gelir. Ülke içinde ve dışında birçok kişi, Erdoğan’ın başarısız darbe girişimini kendi çıkarları ve gücünü artırmak, Gülen ile ilişkili bir bankada hesabı olduğu için binlerce insanı işten kovmak ya da hapse atmak için gerekçe olarak kullandığını düşünüyor. Geçen bir yıl içinde 130 binden fazla insan işinden oldu, düzinelerce hastane, 1200 okul ve 15 üniversite kapatıldı.

Erdoğan, Akın ipek’ten Sansür İstemiş

İpek, Erdoğan’ın gazabını herkesten önce çekenlerden. 2012’de yüzyüze yaptıkları son görüşmede Erdoğan, Bugün gazetesinde çıkan bir yazıyı yüksek sesle okuyarak sakıncalı bulduğunu söylemiş. İpek ise, ‘Köşe yazarlarıma daha kibar olmalarını söylerim ama biz insanların düşüncelerini serbestçe yazmalarını istiyoruz. Biz onlara özgürlük sözü verdik.’ dediğini söylüyor.

Ülkede geleceğinin güvende olmadığını hisseden İpek, 2014’te Londra’ya taşınmaya başlamış. Tüm malvarlığını kontrol eden ‘İpek Yatırım’ adlı bir şirket kurmuş.

Kardeşi Hapiste

İpek ve hükümet arasındaki gerginlik yüzünden kardeşi Tekin İpek, yaklaşık 2 yıldır hapiste. Akın İpek, ‘Türkiye’ye döneyim, onu çıkarın beni hapse atın’ teklifinde bulunmuş; hükümetten ‘Gel, bakarız’ cevabı gelmiş. İpek, teklifi reddetmiş, çünkü kardeşiyle beraber kendisinin de hapse atılacağını düşünüyor.

Röportajın Devlet Kanadı

İş dünyasındaki el koymalarla ilgili görüşecek bir resmi yetkili bulmak ise kolay olmamış. Pek çok telefon görüşmesinden sonra Erdoğan’ın danışmanlarından birisi, adı gizli kalmak şartıyla konuşmayı kabul etmiş. Gazeteci ile görüşmeyi kabul eden üst düzey yetkili röportaj şartı olarak, yapılan açıklamaların hiçbir kimseye atfedilmemesini öne sürmüş. Muhabir teklifi reddedince başka bir fikirle gelmiş, kaynak olarak adını vereceği başka isimleri kullanmasını önermiş. Onun da olmayacağı söylenince, Türkiye hakkında olumsuz ifadelerin kullanılacağı bir haberde yeralmak istemediğini söylemiş. İsim konusunda tüm öneriler reddedilince, adını vermeden ‘üst düzey bir yetkili’ sıfatıyla konuşmayı kabul etmiş. Görüşme, Erdoğan’ın ‘Ankara’daki , Osmanlı temalı Las Vegas kumarhanesi karışımı Cumhurbaşkanlığı binasında’ yapılmış.

Muhabir, çalışanların bulunduğu bölüme ulaşmak için önce iki metal dedektöründen ardından bir yeraltı tünelinden daha sonra bir metal dedektöründen daha geçmiş. ‘Sanki dünyanın en büyük yeraltı sığınağını ziyaret ediyor gibi.’

‘Beni Sıkıntıya Sokma’

Yazıda muhabir, röportaj öncesinde yaşanan bu olayların hükümetteki yöneticilerin kafa yapısını ortaya koyduğunun altını çiziyor: ‘Üst düzey yetkili, bağımsız gazetecilik konusunda bir fikri olmadığını ortaya koydu. Sadece kurallar koymakla kalmadığı gibi, esnek bir yapı istiyor. Bunları da korkusuzca yapıyordu.’ Röportaj sırasında resmi yetkili, birkaç kez ‘Beni sıkıntıya sokma’ diye zoraki gülümsemeyle uyarma ihtiyacı hissetmiş. Muhabir bu hareketi ‘Türkiye’de bugün güçlülerin bile hatalı bir adımda kariyerini kaybedebileceği’şeklinde değerlendiriyor.

Üst düzey isim şirketlere el konulmasını, ‘Piyasayı düzenlemek için’ yapıldığını savunarak, ‘Ekonomiyi suça karışmış şirketlerden temizledik’ diyor. Ona göre, uluslararası yatırımcılar, ‘Türkiye yatırım için güvenli mi?’ diye sormuyor, sadece gazeteciler soruyor. Kredi derecelendirme kuruluşlarının not düşürme gerekçeleri denesnel değil, Türkiye markasına karşı haksız davranıyorlar; buna rağmen Citigroup ve Boeing gibi şirketler büyük yatırımlara imza atıyor.

Daha önce satışlarını televizyondan yayınlanan açık artırmalarla şeffaf bir şekilde yapan TMSF ise darbeden sonra sessizliğe gömülmüş. Konuyla ilgili görüşme taleplerine karşılık vermemiş.

TMSF’nin el koyduğu U.S. Polo Assn. markasının ABD’deki sahibi, şirketin müdürü David Cummings, başlangıçta endişe ettiklerini ancak Aydınlı’nın işleyişinde bir değişiklik olmadığını söylüyor.Bazı şirketlerin ise, Erdoğan’ın yakınlarına satıldığı ve yetkin olmayan sadık partililerce yönetildiği iddia ediliyor.

Emir Korkmaz/Kronos Haber

Check Also

Tuncel ve Kışanak’ın avukatları çekildi, duruşma başlamadan ertelendi

dihaber – Sebahat Tuncel ve Gültan Kışanak’ın tutuklu yargılandığı davanın 3’üncü duruşmasında avukatlar, içeri izleyici …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *