Home / Ankara / 15 Temmuz’da Donanma’daki emir-komuta dağınıklığı ve bitmeyen sorular

15 Temmuz’da Donanma’daki emir-komuta dağınıklığı ve bitmeyen sorular

Alim Kahraman

Paralel Emir-Komuta Yapısı

15 Temmuz gecesi seyre çıkartılan gemileri kontrol altına alması gereken denizci komutanların o gece yaşadıklarını ve emir-komuta zincirini oluşturmak için yaptıklarını ilk yazımızda belirtmiştik. O yazıda, çok sayıda kişinin emir-komutayı kurma çabaları neticesinde kusurlu bir yapının oluştuğu, bunun sonucunda en alt kademedeki gemi komutanların gelen çelişkili emirler nedeniyle bazı konularda tereddüde düştükleri iddianame ve ifadelerden anlatılmıştı.

Denizci komutanların yaptıklarını inceleyerek, gemilerin neden daha erken bir zamanda kontrol altına alınıp-alınamadığı ise bir başka karanlıkta kalmış konu olarak karşımıza çıkıyor.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu

Bostanoğlu’nun ifadesi, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede yer almadığı için yine basında yer alan ifadeler üzerinden takip edilmesi gerekiyor.

Bostanoğlu ifadesinde, olağandışı hareketliliği 22.23’te Ankara’daki Tümamiral Macit Arslan’dan (Kendisi kurmay başkanı vekili) öğrendiğini ve 22.35’te katıldığı düğünden ayrıldığını söylemektedir. Yani Türk hava sahasının, deniz kuvvetlerinin hava vasıtaları da dahil olmak üzere tüm hava vasıtalarına kapatıldığı saatlerden yaklaşık 3,5 saat geçmiştir.

İddianameye göre deniz kuvvetleri harekat merkezi (DKHM), 19:19’da donanmaya ve deniz hava komutanlığına “kendilerine haber verilmeden hava vasıtası görevlendirmesi yapılmayacaktır” direktifi verir. Yani, Ankara’daki kuvvet karargahı uçuş yasağını yaklaşık olarak 19:00 gibi öğrenmiştir. Bundan yaklaşık yarım saat sonra ise, “Genelkurmay tarafından şifahi verilen ‘bugün için havada bulunan hava vasıtaları ivedilikle konuşlanacak’ direktifine istinaden DKHM’ye bilgi verilmeden hava vasıtası görevlendirilmesi yapılmayacaktır.” Direktifi yinelenir ve donanma hareket merkezinden havada Deniz Hava Komutanlığına ait unsur bulunmadığı cevabını alır.

Buradaki dikkat çekici nokta şu: Türkiye tarihinde hava sahasının kapatılması çok sık rastlanan bir durum değilken, bu uçuş yasağından üst düzey subaylara bilgi verilmemesi, iddianamede sıklıkla tekrarlanan bir ifade ile “hayatın olağan akışına ters” bir durumdur.

Bostanoğlu ifadesinde, bir SG botu ile Ataköy’den Fenerbahçe Orduevi’ne geçmeyi düşündüğünü, ancak bot komutanının “Ben misafirin emrine girdim” mesajı atması üzerine bundan vazgeçtiğini belirtiyor. Bununla birlikte, bot komutanının bu mesajı nereye gönderdiği veya Bostanoğlu’nun bu mesajı hangi şekilde görebildiği bilinmiyor. Ayrıca, bot komutanının üst düzey bir komutanın yanında, göreceği şekilde böyle bir mesaj atması, cep telefonu kullanımı konusunda sıkı kuralları olan TSK için alışılmış bir durum değil. Bostanoğlu’nun bu esnada, kendisine bağlı personelin derdest edilmesini emekli bir amiralden öğrenmesi ve Genelkurmay lojistik başkanının derdest edilmesini ise izindeki kurmay başkanından öğrenmesi de başka dikkat çekici hususlar olarak öne çıkıyor.

15 Temmuz gecesi derdest edilmeyen tek kuvvet komutanı olan Bostanoğlu’nun önceliği, emir komutayı tesis etmekten ziyade kendi emniyetini sağlamaya verdiği görülüyor. Bu nedenle Florya’da havaalanına yakın bir noktadaki İspark’a ait bir otoparkta beklemeyi yeğliyor. Burada, başta donanma komutanı ile olmak üzere çeşitli görüşmeler yaptığını, radyo ve cep telefonu vasıtasıyla durumu anlamaya çalıştığını ifade ediyor. Ancak, bunda ne kadar başarılı olduğu da kuşkulu.  

Otopark’ta emniyetini sağladığını düşünen Bostanoğlu aslında, büyük bir krizle karşı karşıyadır. Ancak bu krize müdahale etmede kendisine yardımcı olacak bir karargahtan, ekipten ve birliklere ulaşabileceği iletişim araçlarından yoksundur.  Bu imkana sahip olma fırsatı, Kuzey Deniz Saha Komutanı olan Koramiral Şükrü Korlu’nun kendisini birliğine davet etmesiyle eline geçer, ancak Yeşilköy’den Kasımpaşa’ya intikal sırasında darbeciler tarafından alınabileceğini düşünerek bundan vazgeçer.  Oysa, Yeşilköy iskelesinde SAT’lar tarafından kullanılan bir sürat botu vardır, bununla İstanbul’da deniz kıyısında bulunan birliklere süratlice intikal edebilirdi. Ancak bunu da riskli görür ve havaalanına kadar ulaşan metro vasıtasıyla Kasımpaşa’da bulunan Kuzey Deniz Saha Komutanlığına gitmeyi de tercih etmez.

Burada ister istemez şu soru akla geliyor: Kuvvet komutanı İstanbul’da sayıları onları bulan deniz kuvvetleri birliklerine ele geçirilme korkusuyla mı gitmedi veya İstanbul’da güvenebileceği bir meslektaşını mı bulamadı?

Bostanoğlu’nun ele geçirilmemek için aldığı bir diğer tedbir de sinyal bilgilerinden yerinin bulunmaması için cep telefonunu kapatmak ve emir subayımın telefonundan seyire çıkan gemilerin üslerine dönmesi için talimat vermek. Anlaşılan o ki, mesaisinin büyük kısmı komutanının yanında geçiren emir subayının telefonu aracılığıyla kendisine ulaşılabileceğini düşünmemiş. Peki, Bostanoğlu’nun içinde bulunduğu araç kendisine tahsisli makam aracı mıydı? Yoksa emniyet tedbirleri kapsamında kendisine başka araç mı buldu? Bunun cevabını bilmiyoruz, ama şayet sivil plakalıda olsa bir makam aracı darbecilerin dikkatini daha kolay çekme riskini de taşıdığı tahmin edilebilir.

Bostanoğlu, darbe girişimini öğrendikten yaklaşık 3 saat sonra, 01:17’de Milli Savunma Bakanı ile bir görüşme yapar ve Genelkurmay Başkanı ile diğer kuvvet komutanlarına ulaşamamış olmasına rağmen onların da adına “komuta kademesinin” darbeye karşı olduğunu söyler. Daha sonra darbeye karşı olduğuna dair CNN Türk’e demeç verdiğini ve bu açıklamanın darbe karşıtı TSK personelini rahatlattığını iddia eder. Ancak, deniz kuvvetleri komutanının bahsetmediği bir diğer konu daha vardır: O gece seyre kaldırılan hücumbot ve korvet gibi gemilerin çoğunun seyirde televizyon izleme imkanı yoktur. Televizyon izleme imkanına sahip gemilerin bir kısmı ise televizyon sistemlerini kapatmış ve telefonları toplanılmıştır. Yani bu demecin hedef kitlesine ne kadar ulaştığı belli değil.

Bostanoğlu, Şükrü amiralin davetini kabul etmeyerek birlikleri ile muhabere yapma fırsatını kullanmadığı anlaşılmıştır. Bu yüzden, yazılı emri gemilere ve diğer birliklere ancak sabah 09:30’da ulaşacaktır. Bu mesajın da nereden ve kim tarafından çekildiği belli değil, çünkü mesajın çekildiği zaman diliminde Bostanoğlu Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğünde olduğunu ifade etmiştir. Geriye şu ihtimal kalmıştır: Kuvvet komutanı güvendiği bir kişiden kendi adına böyle bir mesaj çekilmesini istemiş olabilir. O zaman bir başka soru ortaya çıkıyor: Tüm muhabere vasıtalarına sahip bir birliğin komutanı olan Koramiral Şükrü Korlu’dan kendisi adına böyle bir mesajın, çok daha erken bir saatte çekilmesini neden istenmemiştir?

Bu konuda bir ihtimal var: Bu alelacele yapılmış darbe girişiminde tüm haberleşme merkezleri ve cihazları işlevsiz hale getirilmiş olabilir. Bu durumda geriye tek iletişim aracı olarak cep telefonu kalıyor. Kuvvet komutanın emir komutayı tesis etmek için gemilere tek tek ulaşmak yerine bazı isimlere görev verdiğini ilk yazımızda belirtmiştik. Ancak, gemilerdeki personelin bu aracılara ne kadar güvendiği ve aracılara itaat etmeleri konusunda bilgilerinin olup olmadığı bilinmiyor. Muhakkak ki komutanlarının kendi sesini duymaları daha etkili olurdu. Bostanoğlu’nun o gece otoparkta beklerken tüm gemi komutanları ile konuşabilecek kadar vakti olduğu görülüyor. 9 saatte 2,5 saatlik telefon görüşmesi yapmasına rağmen gemi komutanlarını aramadığı anlaşılıyor. Burada emrini iletmek için daha basit ve modern bir yol kullanabileceği düşünülüyor. İddianameden Göksu gemisinin komutanının, devre arkadaşı olan emir subayı ile yazıştığı, yani popüler bir uygulama olan Whatsapp’ı kullandığı anlaşılıyor. Muhtemelen çoğu gemi komutanının kullandığı bu uygulama sayesinde, Bostanoğlu’nun sesli ve görüntülü bir kayıtla emrini iletmesi ve birliklerin kimlere itaat etmesi gerektiğini söylemesi mümkündü. Ama bu da yapılmadığı veya düşünülemediği görülüyor.

Bostanoğlu’nun basına yansıyan ifadesinde, emir komuta hiyerarşisine aykırı olarak ve sözde büyük çaplı bir terör saldırısı nedeniyle seyre çıkartılan gemilerin limana döndürülmesi için Albay Aykar Tekin’e direktif verdiğini söylüyor. Anladığımız kadarıyla bunu Donanma Komutanı Oramiral Veysel Kösele’nin derdest edilmesinden dolayı yapıyor. Ancak, burada soru işareti olan çok mevzu var.

Bunlardan ilki Aykar Albay’ın görevlendirilmesi, çünkü bu kişi o gece Marmaris’teki üsten gemileri seyre çıkartan kişi aynı zamanda. Kendisi o gün izinde olan ve darbe yanlıları arasında bulunan Tuğamiral Nazmi Ekici’nin de vekilidir. Nazmi Ekici iddianamedeki ifadesinde, Aykar Albay’ın kendisini aradığını ve “Bana Aksaz’daki gemilerin kaldırılma emrinden haberim olup olmadığını sordu. Ben de haberim var dedim. O da bana kaldırıyorum dedi ben de kaldır o zaman dedim. Sonra bana Mersin’deki gemileri de kaldırayım mı diye sordu. Ben de yine kaldır istersen dedim.demektedir. Aykar Albay’ın o gece deniz kuvvetleri komutanının direktifini ne zaman aldığı ve aldıktan sonra neler yaptığı bilinmiyor. İddianame kendisinin neler yaptığına dair ifadesi yok. Bu savcıların gözünden kaçmış gibi gözüküyor. Ancak, bu hususun kesinlikle gözden kaçmaması lazımdı. Aykar Albay her ne kadar Marmaris’te bulunsa da Marmara’da bulunan İmbat ve Kalkan hücumbotlarına Binbaşı Berke Uras aracılığıyla çeşitli talimatlar verdiği söz konusu gemilerin iddianamede yer alan jurnal kayıtlarından anlaşılıyor. Yine Bora hücumbotunun da seyre çıkmak için 22:32’de emir aldığı gemi kayıtlarından anlaşılıyor. Yine, o gün gece yarısına yakın saatlerde hala gemilerin seyre çıkması, Aykar Albay’ın darbe girişiminin FETÖ tarafından yapıldığının anlaşılmasından sonra bile olaylara müdahale etmediğini ortaya koyuyor. Ancak, kuvvet komutanının neye istinaden Aykar Albay’ı seçtiği ise tam olarak anlaşılmıyor.

Bu hususların netleşmesi için, Aykar Tekin’inde soruşturulmaya dahil edilmemesi ve bu soruların sorulmaması kafaları karıştırıyor.

Soru işareti olan diğer konu ise Donanma Komutanı’nın derdest edilmesidir. İddianamedeki ifadesinden Veysel amiralin, 1. Ordu Komutanı ile görüştükten sonra bulunduğu Fenerbahçe Orduevi’nden ayrılmaya ve o esnada Marmara’da bulunan Yavuz gemisine geçmeye karar verdiği anlaşılıyor. Ancak, bu karar hakkında deniz kuvvetleri komutanı ile görüşüp görüşmediğini bilmiyoruz. Çünkü gerek kuvvet komutanı gerekse donanma komutanının ifadelerinde bu husustan bahsedilmiyor. Şayet, kuvvet komutanının bu karardan bilgisi varsa ve kendisi otoparkta beklerken donanma komutanının gemiye gitmesine izin vermesi garip bir durum karşımıza çıkmış olacaktı. Bu yüzden donanma komutanının kendi kararı ile gemiye geçtiğini var saymak zorundayız.

Bostanoğlu’nun ifadesinden donanma komutanının derdest edildiğinden haberi olduğunu, ancak bundan ne zaman ve nasıl haberdar olduğunu bilmiyoruz. Ancak, donanma komutanı ve Levent Albay’ın derdest edildikleri süre içerisinde cep telefonlarının yanında olmasından dolayı, kuvvet komutanını haberdar etmiş olmaları yüksek ihtimallidir. Şayet haber vermedilerse, zaten bu hayatın olağan akışına ters bir durum olurdu.

Donanma komutanın derdest edilmesi ile aynı saatlerde, Harp Filosu Komutanı Tümamiral İskender Yıldırım ve Donanma Kurmay Başkanı Tuğamiral Yalçın Payal polisler tarafından darbecilerin elinden kurtarılıyordu. Bu ikili durumlarından donanma komutanını haberdar ediyor ve gemileri limana döndürmek için hemen girişimlere başlıyordu. Buradaki büyük soru işareti ise şu: Bu ikilinin kurtulduğundan Deniz Kuvvetleri Komutanının bilgisi yok mu? Şayet, kendisine bilgi verilmediyse bu hayatın doğal akışına aykırı bir durum değil mi. İkilinin kurtulduğundan haberdar olmasına rağmen, ifadesinde bahsettiği gibi Aykar Albay’ı görevlendirmesi ihtimali ise ayrı bir sorun kaynağıdır. Çünkü Aykar Albay gerek rütbe gerekse emir komuta hiyerarşisi yeri nedeniyle İskender ve Yalçın amirallerden daha düşük bir seviyededir. Ayrıca, kuvvet komutanın ifadesinde yer almamasına rağmen, iddianameye göre kuvvet komutanı adına gemilere kumanda etmeye çalışan ve gemilerin emir komuta hiyerarşisinde yer almayan Karamürsel Eğitim Merkezi Komutanı Özdem amiral olaylara neden müdahil olmaya başlıyor? Yoksa, arada bir güven sıkıntısı mı vardı?

Gerek oluşan bu paralel emir komuta yapısı gerek Marmaris bölgesinde diğer bölgelerin aksine bir dava açılmamış olması gerekse kuvvet komutanının kendisine o gece güvendiği Aykar Albay’ın kurmay olmasına ve kendisinden kıdemsiz düz albayların terfi ettirilmiş olmasına rağmen terfi alamaması bir sorunun olduğuna işaret. Ama Marmaris’te yaşananlar soruşturmaya dahil edilmediği için tam olarak bilinemiyor.

Bostanoğlu ifadesinin son kısmında Ataköy Polis Karakoluna ve oradan Bakırköy ilçe emniyet müdürlüğüne geçişinden ve kurduğu temaslardan bahsetmektedir. Buradaki en dikkat çekici husus ise, bütün gece kendi birliklerine gitmeyi dahi göze alamayan kuvvet komutanının, daha darbe girişinin sonlanmadan 07:23’te bünyesinde onbinlerce FETÖ mensubu bulunduğu bilinen emniyet güçlerine sığınmış olması.

Bostanoğlu’nun basına yansıyan ifadelerinden bunları çıkardık. Ancak, bir denizci sözü vardır: “Tanrı denizcilere yardım eder, ancak kaptan hala dümende olmalıdır.” Anlaşılan o ki fırtınanın yaşandığı 15 Temmuz gecesinde kuvvetin en kıdemli kaptanının dümene geçmek yerine otoparkta beklemeyi tercih etmesi bazı sıkıntılara yol açmış.

 

Check Also

Anar’dan Erdoğan’a kötü haber: ‘Başkanları değiştirmek kazandırmayacak’

WHatti Anar Genel Müdürü İbrahim Uslu, iktidarın başkanlık referandumda büyükşehirlerde yaşadığı kaybı, belediye başkanlarını değiştirerek …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *