Home / Dünya / Amerika Kıtaları / Farc ve Kolombiya
AFP PHOTO / LUIS ACOSTALUIS ACOSTA/AFP/Getty Images

Farc ve Kolombiya

2010 yılında Farc a karşı sert askeri mücadelelerin yürütüldüğü dönem milli savunma bakanı olan ve şahin görüşleriyle bilinen Uribe’nin güvenini kazanan Juan Manuel Santos başkan seçildi. Santos un göreve başlamasından hemen sonra çatışmalar devam ederken gizli başlayan hükümet Farc görüşmeleri daha sonra resmiyete döndü . Hükümeti başkan Santos ’un kardeşi Enrique Santos ve yine başkanın danışmanı Frank Pearl Gonzales temsil ederken Farc’ı üst düzey örgüt üyeleri temsil ediyordu. Ancak görüşmeler resmiyet kazanınca karşılıklı heyetler oluşturuldu. Hükümet kanadında emekli güvenlik ve istihbarat bürokrasisinin yanı sıra, eski ve aktif politikacılar ve hukukçular bulunurken, Farc tarafı ise tamamen gerilla üst düzey yöneticilerinden oluşuyordu.

Görüşmelerde dikkat çeken ama Türkiye de ki süreçte göz ardı edilen başlıca konular şunlardı. Öncelikle hükümet güvenliğin olmazsa olmaz olduğunu herhangi bir güvenlik ihlalinde operasyonlara devam edeceğini masaya koyuyordu. Farc ilan ettiği çatışmasızlık durumunu ordunun operasyonlarından dolayı birkaç kez askıya alıyor ama daha sonra tekrar çatışmasızlık durumuna geri dönüyordu. İkinci konu ise Türkiye de zamanın genelkurmay başkanı bile neler döndüğünden haberi olmadığını basın yoluyla kamuoyuna duyururken Kolombiya da altı başlıktan oluşan müzakereler açıkça deklare ediliyordu. Bu başlıklar hem çatışmaların sebeplerini ortadan kaldırmaya hem de çatışmaların neticesinde ortaya çıkan problemleri çözmeye ve varılacak mutabakatın uygulanmasına yönelikti. Kırsal kesim reformu ve politik katılım çatışmaların sebepleriyle ilgili iken mağdurlar daha çok sonuçlarıyla ilgiliydi. Şiddetin artmasında büyük rol oynayan uyuşturucu trafiği ayrı bir başlık olarak ele alınacaktı.

Hepsinden önemlisi de iki tarafında barışa ve alternatif yolların sonunun olmadığına olan inancı ve sonuna kadar gitmeye olan kararlılıklarıydı. Hem askeri harcamaların fazlalığı hem de gerilla kontrolündeki bölgelerin güvenlik gerekçesiyle tarıma ve madenciliğe kapatılması dolayısıyla ülke potansiyelinin değerlendirilememesi ve 52 yıllık çatışmaların iki taraf içinde kandan başka bir şey getirmemiş olması ve ülkeye yaklaşık 150 milyar dolarlık maliyeti mevcut durumun sürdürülebilir olmadığı gerçeğini iki tarafa da kabul ettiriyordu.

Bu arada Farc’ın PKK dan farklı olarak toprak talebi veya otonomi gibi talepleri yoktu. Bu durum da hükümetin elini rahatlatıyordu.

· Kırsal kesimle alakalı tarafların ortaklaşa hazırladıkları taslağa göre fakirlik bitirilecek ve çatışmaların ana sebeplerinden olan toprak eşitsizliği giderilecekti.

· 60’larda Marksist ideolojiden doğan Farc’ın politik ayağı o günden bugüne hem devlet hem de devlete sadık paramiliter gruplar (korucular) tarafından baskı ve şiddete maruz kalmışlardı. Bu anlaşmaya göre Farc ve diğer muhalifler özgürce politik faaliyetlerde bulunabileceklerdi.

· Hem Farc’ın hem de korucuların gelir kaynaklarından koka ekimi ve kokain ihracatıyla ilgili ortak politikalar geliştirilecekti. Varılan mutabakata göre koka ekimi için alternatif tarım ürünleri bulunacak, uyuşturucu kullanımına halk sağlık noktasından yaklaşılacak ve güvenlik güçlerinin uyuşturucuyla mücadele edebilme kapasitesi arttırılacaktı.

· Birleşmiş milletlere göre 7 milyon insan yerinden edilmiş ve 40lardan beri devam eden politik şiddet olaylarında yarım milyondan fazla insan hayatını kaybetmişti. Hükümet adaletin yerini bulması için geçici uluslararası ceza mahkemesi ve cezai yetkisi olmayacak hakikat komisyonunun kurulmasını kabul etmişti. Ceza mahkemesi savaş ve savaşla ilgili suçlar hakkında mevcut devam eden ve gelecek şikâyetleri araştıracaktı. İnsan hakları ihlalinde bulunmamış gerillalar genel afla mağdurlar için olan topluma kazandırma programlarına dâhil edilecekti. Savaş suçlusu olanlar adaletle tam işbirliği yapmaları şartıyla çok katı hareket kısıtlaması olan

hapishane dışında en fazla 8 yıl geçireceklerdi. Gerilla, asker, politikacı ve sivillerden savaş suçlusu olan ancak kısmen işbirliği yapanlar 8 yılı geçmeyecek şekilde hapis yatacaklar, her türlü işbirliğini reddeden savaş suçluları 20 yıla kadar hapis yatacaklardı.

Bunlara ek olarak mağdurlara maddi tazminat için ve yerlerinden edilmiş küçük çiftçilere arazi temini için fon oluşturulacaktı.

· Görüşmeler sonucunda Farc tamamen silahtan arındırılacak ve tasfiye edilecek ve örgütün en alt seviyedeki üyelerinin topluma geri kazandırılması için gerekli tedbirler alınacaktı. Ayrıca kesin ateşkes ilan edilecek ve barış anlaşmasıyla savaş sona erecekti.

· Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için referanduma gidilecek, Farc ta silahsızlanacak ve kendisini tasfiye edecekti. Bu arada geçici adalet sistemi oluşturulacak, 17 bin gerilla af için müracaat edebilecekti. Savaş suçu işleyenler ve ağır insan hakları ihlali yapanlar uygulama dışında kalırken gerilla, korucu ve diğer sivil unsurların entegrasyonu için hükümet ivedilikle hareke geçecekti.

Yukarıdaki üzerinde anlaşılan maddeler çerçevesinde resmi görüşmeler Oslo da başladı ve Küba’nın başkenti Havana’da devam etti.

Haziran 2016’da Havana’da ateşkes imzalandı. Temmuz 2016’da başkan Santos Farc ile nihai anlaşmaya varıldığını ilan etti. Yapılan anlaşma ekim ayında yapılan referandumda %50.25 ile reddedildi. Reddedilmesi halkın barışa karşı olmasından değil, barış görüşmelerini başlatarak Santos tarafından ihanete uğradığını düşünen eski başkan şahin görüşlü Uribe’nin etkin anti kampanyası ve halkın senatonun devre dışı bırakıldığı düşüncesi referandum sonucunda etkili oldu. Referandum sonucunda şok yaşayan taraflar bazı rötuşlarla anlaşmayı Kasım 2106’da imzaladılar ve aynı ayın sonunda kongre tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi.

Maalesef büyük ümitlerle başlayan Türkiye’deki barış süreci başarısız oldu.

Burada en başta tarafların niyetleri önemliydi. Çatışmalarla bir yere varılamayacağı ve barışın tek çare olduğunu iki tarafta kabulleniyor muydu? Yoksa karşılıklı zaman kazanma arzusu mu vardı?

İkinci olarak hedefler belirlenmiş miydi? Taraflar birbirlerini alt etmeyi mi yoksa çatışmaları bitirip bölgeye huzur ve güven ortamının gelmesini mi hedefliyorlardı. Genelkurmay başkanının bile bilmediği müzakerelerin içeriğini –eğer var idiyse- kim biliyordu.

Kamuoyu yeterince bilgilendirilip sürece hazırlandı mı? Kolombiya’da başta kilise olmak üzere üniversite, medya ve STK’lar bir kampanya havasında barış sürecini desteklerken, Türkiye’de ne yaptıklarını kendilerinin bile bilmediği akil adamlar heyeti bir sürü bilinmezler içinde ne yapabilirlerdi ki?

Görüşmeleri yapan heyet kimlerden oluşuyordu, devleti kim temsil ediyor, PKK’yı kimler temsil ediyordu? Yoksa birkaç istihbaratçının Apo’yu ziyaretleri müzakere diye mi lanse ediliyordu?

Hâsılı tarafları belli olmayan, yol haritası çıkarılmamış, çerçevesi çizilmemiş, nihai hedefi belirlenmemiş, yeterli kamuoyu desteği sağlanamamış, ahbap çavuş ilişkisiyle yürütülen süreç beklendiği gibi fiyaskoyla sonuçlandı ve analar ağlamaya devam ediyor.

Sami Yusuf

Check Also

Kanada, Sıradışı Bir İlaç Problemi İçin Kafa Yoruyor: Serbestlik Öncesi Esrar Kıtlığını Nasıl Aşabiliriz

Bloomberg’den Josh Wingrove ve Jen Skerritt, Kanada’daki ilginç bir kıtlığı kaleme almış. Yazıda, önümüzdeki günlerde …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *