Home / Yazarlar / Makaleler / Amerika’nın Önde Gelen Dergisi the Atlantic: Referendum Erdoğan’a muhalefeti ezmesi için daha çok yetki verdi

Amerika’nın Önde Gelen Dergisi the Atlantic: Referendum Erdoğan’a muhalefeti ezmesi için daha çok yetki verdi

Lauren Bohn ve Tuğba Tekerek The Atlantic’e bir yazı yazarak, Erdoğan’ın hışmından kaçan bazı Türklerin şu anki yaşamından kesitler sundu.

TÜRKİYE’NİN “VATAN HAİNLERİ” KONUŞTU!

Lauren Bohn And Tuğba Tekerek – The Atlantic

Haftasonu gerçekleşen referendum Erdoğan’a muhalefeti ezmesi için daha fazla yetki getirdi.

Türkiye’deki travma hali yüzbinlerce vatandaş için adete sonu gelmeyen bir kabusa dönüşmüş durumda. Başarısız darbe girişiminden sonra, Cumhurbaşkanı Erdoğan darbe ile ilişkili olduğunu düşündüğü Fethullah Gülen taraftarlarına hedef aldı. Ancak bununla kalmadı. Erdoğan tüm Gülen sempatizanlarının kökünü kurutmayı amaçladı. Yerel bir köşe yazarının tabiriyle hapise girmeyen Gülen sempatizanları bile ülkede adeta “sosyal ölü haline” geldiler, işlerinden atıldılar, vatan haini ilan edildiler.

Bir gecede Gülen hareketi ile ilişkili bir okulda okumaka veya Gülen’e ait bir kitabı bulundurmak hükümetin “Fethullahçı Terör örgütü – FETO” diye tanımladığı yapıya üye olmaya delil teşkil eder hale geldi. Oysaki daha 2013 yılında Erdoğan’ın kendisi Gülen hareketini bir dini akım olarak tanımlıyor ve övüyordu. Ancak 2013 teki güç çatışması bu günlere gelinmesine yol açtı.

Darbe sonrası hükümet tasfiyesi ve operasyonları Gülencilerle sınırlı kalmadı. Sol aktivistler, Kürt siyasetçiler, muhalif akademisyenler yüzbinlerce insan hedef alındı. Olağanüstü hal yasaları ile yüzbinin üzerinde insan işinden herhangi bir soruşturma olmaksızın işinden atıldı. 47000 civarı kişi de tutuklandı.

16 Nisandaki referendum sonrası Erdoğan’ın daha fazla güç kazanması endişeleri artırdı. Bu yazı dizimizde Erdoğan rejiminin operasyonlarının hedefi haline gelen ve “vatan haini” ilan edilen, ulkesinde “sosyal bir ölu” olarak yasayan” veya dünyanın değişik ülkelerine dağılmış cogunlugu Gülen hareketi mensubu farkli mesleklerdeki insanlarin hayatlarını ve düşüncelerini size resmetmeye çalışacağız.

GAZETECİ

 

31 yasındaki ödüllü gazeteci Fatih Yağmur geçen Temmuz ayında kendini  yarı çıplak halde ve vücutlarının her tarafı kanlı 40 kadar kişinin bulunduğu bir nezarethanede buldu. Her taraf idrar kokuyordu. Bu 40 kişi darbe gecesi Sabiha Gökçen Havalimanını ele geçirmeye çalışan askerlerdi. İçerdekilerden bir tanesini polisler vucudundan kan gelecek şekilde dövüyorlardı ve Fatih dayanamayıp “lütfen yapmayın” diye bağırdı.  Polislerden birisi ”seni de onların yanına mı alalım haa! Bunu mu istiyorsun? Sende mi Fethullahçı bir teröristsin” diye sordu. O an Fatih hayatının en önemli kararlarından birini aldı. Ülkesinden artık ayrılmalıydı.

Fatih darbeden sonra Türkiye’ye yurt dışından gelirken gözaltına alınmıştı. Ilk etapta direk olarak darbe suçuyla ilişkisi olmadığı düşünüldüğünden şanslıydı. Gözaltına alınma nedeni Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıydı. Polislerden hiçbirisi daha sonra Fatih’in cadı avının hedefi olacak gazetecilerden birisi olduğunu bilmiyordu. Fatih’İ mahkemeye çıkardılar ve serbest kaldı. Hemen havalimanına gitti. Önce vize gerektirmeyen Gürcistan’a gitti. Daha sonra 50000 pasaportla birlikte kendi pasaportu da iptal edilince Afrika’ da bir ülkede 8 ay sıkışıp kaldı.

Fatih 2013 teki hükümete yönelik yolsuzluk iddialarini haberleştirdiği için zaten rejimin nefretini üzerine çekmiş bir isimdi. Fakat 2014 teki Türk istihbaratının Suriye’ye tirlar dolusu silah götürmesi olayını hikayesletirmesi esas hedef olmasına ve hayatının kararamasına neden oldu. Artık hükümet için net bir hedefti.

Fatih 2013 te hükümetin nefretini kazandığı dönemde bile başarılı bir gazetecilik yapmayı başarabildi. Avrupa Birliği araştırmacı gazatecilik ödülünü aldı. Tehditlere rağmen işini özveriyle yapmaya devam etti. Ancak Ağustos 2014 te, Erdoğan seçimi kazandıktan 3 gün sonra çalıştığı liberal görüşleriyle bilinen Radikal gazetesi editör Fatih’e “Erdoğan’ın talebi, daha fazla direnemiyoruz” diyerek işine son verdi.

Fatih kovulduktan sonra kara listedeydi ve iş bulması imkansızdı. Bu dönemde yolsuzlukla ilgili bir kitap yazdı. Arkadaşlarıyla birlikte bir website kurdu. Hem websitesi hem kisisel blog hesabı hükümet tarafından engellenince bu macerası da uzun sürmedi. Bir süre memleketine giderek ailesiyle yaşadı.

Şu anda Fatih, yetersiz ingilizcesiyle Zulu dilinin konsusulduğu bir Afrika ülkesinde hayatta kalma mücadelesi veriyor. Kimseleri tanımıyor. Vaktinin çoğunu kaldığı otelde tv izleyerek geçiriyor. Türklerin bulunabileceği yerlerden özenle kaçınıyor. 20 den fazla otelini değiştirmek zorunda kalmış. Ayrıca malaria hastalığına yakalanmış.

PEN İnternational desteğine rağmen bir batı ülkesinde yerlsemeyi henüz başaramamış. Bir batı ülkesi Fatih’e vize vermesine rağmen, Afrika vizesi geçtiği için bulunduğu ülkeen ayrılamıyormuş. Fatih ümidini yitirmemeye çalışıyor ve bulunduğu açık cezaevinden kurtulacağına inanıyor. Ancak bu Fatih’in zor günlerinin biteceği anlamına gelmiyor.  Yeniden bir hayata başlamak çok zor diyor Fatih. Medya dünyasından bir arkadaşının Avrupa’da bir fabrikada birisinin ise temizlikçi olarak çalıştığını söylüyor. Fatih hayat ona ne sunarsa ona hazırlıklı olduğunu söylüyor. Bir temizlikçi olarak çalışsa bile bundan utanmayacağını, utanması gerekenin kendisini bu hale koyan Türk hükümeti olması gerektiğini söylüyor.

ÖĞRETMEN

 

İsmini açıklamak istemeyen 28 yasındaki bayan öğretmen, 15 Temmuz gecesi tanklar yürüdüğü zaman İstanbuldaki evinde 4 yasındaki oğluyla lego oynadiklarini söylüyor. Daha sonra telefonun çaldığını ve babasının arayarak kendisine “tüm bunlar sizin yüzünüzden oluyor” diyerek telefonu yüzüne kapattığını, hiç birşey anlamadığını, daha sonra darbe olduğunu öğrendiğini söylüyor. Basına neler gelebileceğini sezdiklerini, kocasının da bir iş gezisinde olduğunu, ışıkları kapatıp bir odaya geçip sabaha kadar korkuyla beklediklerini anlatıyor.

Daha sonra hem kendisi işten atılıyor hem de özel sektörde çalışan kocasını patronu “senin esin Gülenciymiş” diyerek kovuyor. Gülen hareketiyle ilişkili Bank Asya’daki tüm paraları da Türk devleti tarafından dondurulunca, ellerinden hiç birşeyleri kalmıyor. Şu an da eşiyle birlikte İstanbul’da eşinin babasına ait bir eve geçmişler kendisi bir markette çalışıyor ve eşi de bir sandiviççi dükkanında çalışıyor.

Bu bayan öğretmen halen Gülen hareketine gönül bağını koruyor ve şöyle açıklıyor” Ben daha esnek ve yumuşak olmayı bu hareket içerisinde öğrendim, hareketi tanımadan önce çok daha katı tavırlarım ve bir islam yorumum vardı” diyor.  Darbe olayı ile hükümetin Gülen hareketinin kökünü kazımak için iyi bir mazaret bulduğunu söylüyor. Ancak Gülen hareketinin yaptığı bazı hataları da yüzü kızararak kabulleniyor. Hareket içerisindeki bazılarının gücü kötüye kullandığını ve bunun kendisi gibi masumlara da zarar verdiğini söylüyor. Ancak konu Fethullah Gülen’e gelince toz kondurmuyor: “Ben ona babamdan daha çok inanıyor ve güveniyorum” diyor.

ÖĞRENCİ

 

16 yasındaki ismini söylemek istemeyen bir öğrenci ile İstnabul’un bir mahallesinde bir Cuma gecesi odasında, masasinin üzeri Eminem şarkı sözleri, gitarıyla birşeyler çalarken konuştuk. Darbe sonrası adeta herşeyini kaybetmiş gibi hissettiğini ve geçen ağustos ayında ilk önce kendini boğaz köprüsünden atarak öldürmeyi düşündüğünü söylüyor. Ancak ailesini üzmemek ve intiharın dinen çok büyük bir günah olduğu düşüncesiyle bunu yapmaya cesaret edemediğini söylüyor.

Öğrencinin ailesi Gülen grubuna mensup, kendisi de Gülen grubu ile ilişkili bir okula gitmiş. Darbe gecesinden sonra Gülen’e ait ne kadar kitap varsa yok etmiş. Annesi babası her an tutuklanabilecekeleri için ve işini kaybeden babası artık özel okula para yetiştiremediği için bir devlet okuluna başlamış. Eski okul kayıtları bilindiği için, okuldaki öğrenciler kendisinin Gülen hareketi ile iltisaklı bir okuldan geldiğini biliyorlarmış. Bazı öğrencilerin “terörist kız” diyerek kendisiyle dalga geçtiklerini söylüyor. Bu yüzden okulunu yeniden değiştirmek zorunda kalmış ve başörtüsünü çıkarmış. “Kendimi çıplak gibi hissettim” diyor. Gülen grubuna ait okuldan geldiğini açık etmediği için yeni arkadaşlar edinebildiğini söylüyor.

“Şu an bir yalanın içinde yaşıyorum” diye devam ediyor gitarının telleriyle oynarken. “Kendi vücudumda hatta kendi evimde bir yabancı gibiyim” diyor.  Ve “yeniden kendim olabilecekmiyim bilmiyorum” diyerek sözünü tamamlıyor.

DOKTOR

 

Zelal Ekinci 1959 yılında doğmuş. Ailesi ona bir Kürt ismi verecek kadar cesurmuş. Dönemi için bu oldukça devrimci bir hareketmiş. Buyurken kürt olduğumun farkında bile değildim diye başlıyor sözlerine. Kardeşlerim ve ben kürtçe bilmiyorduk diyor. Ta ki Diyarbakır’dan Ankara’ya geldiklerinde diğerlerinden farklı olduğunu anlıyor. Zaman zaman okulda hakkında “hani o şehirden gelen kız” diye seslenildiğini ve kendisiyle bazı çocukların özellikle oynamaktan kaçındığını anlatıyor.

Şu an nispeten Kürt çocuklarının Kürtçe öğrenme şansı var ancak bu Zelal’ın çocukluğunda böyle değildi. 5. sınıftayken eski parlamenter ve doktor olan babasının evleri polis tarafından basılarak nasıl alındığını hatırlıyor. 1971 darbesi sonrası babası 3 yıl hapiste kalmış. Babasını ziyaret edişini hatırlıyor. 1980 darbesi sonrasında da babası işkenceleri ile ünlenmiş Diyarbakır 5. Cezaevinde kalmış.

Zelal tam bir kitap kurduymuş ve babası gibi politika ile uğrasıcağını hiç düşünmezmiş. Ancak olayları onu da bir activist haline getirmiş. “Kötü zamanlarda yaşaiyorsunuz. İnsanlar ölüyor. Çocuklar vuruluyor. Politika bir şekilde içinize işliyor” diyor.

Zelal bir pediatri uzmanı oluyor. Bu görevini başarıyla yıllardır yürütüyor. Ta ki güneydoğuda Türk devletinin PKK terror örgütü ile mücadele yapilirken sivillerin de olduruldugu ve bunu durdurmasını talep eden bir imza kampanyasına katılana değin. Zelal ile birlikte Noam Chomsky de dahil 1128 akademisyen imzalıyor bu kampanyayı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kampanyayı “vatan hainliği” olarak niteliyor.

Birgün üniversite kampüsündeki apartmanının önünde polis arabası görüyor ve gözaltına alınıyor. Polis kendisine “PKK komutanalrından mı talimat aldınız” diye soruyor. 8 ay sonra işinden kovuluyor. Şu an Zelal bir devlet üniversitesi ve hastanesinde çalışamıyor. Açtığı pedikatrik romatoloji merkezi de kapatılmış. Maaşız, sağlık sigortasız bir şekilde hayatını idame ettirmeye çalışıyor.

Oğlu Barış’ta Cornell Üniversitesi Fizik bölümünde doktora yaparken bildiriyi imzalayanlardan. Türkiye’ye dönerse bi daha ABD’ye dönemeyebilir. Zelal’ın erkek kardeşi Lezgin’de Boston üniversitesinde öğretim görevlisi ve Barış ile aynı durumda.

Çeviren: Tahir İpek

Check Also

Trump Yönetimine Yakın Washington Times’dan Özel Kapak: “Türkiye Diktatörlüğü mü Seçecek?”

İlhan Tanır, Washington DC Washington’da iktidardaki Donald Trump’ın partisi Cumhuriyetçilere yakınlığı ile bilinen Washington Times …