Home » İnsan Hakları » Kürt Sorunu » HDP MVekili Sarıyıldız WHattı’na Konuştu: Farklı toplumsal kesimler HAYIR’da buluştu

HDP MVekili Sarıyıldız WHattı’na Konuştu: Farklı toplumsal kesimler HAYIR’da buluştu

Türkiye’deki farklı toplumsal kesimler HAYIR cephesinde buluştu

 

Melike Gül Demir

 

M.G. Demir: Kampanya Nasıl Gidiyor?

Faysal Sarıyıldız: Türkiye’de referandum kampanyamızı yürütecek kadrolarımızın neredeyse tümü şu anda cezaevinde. Çok kıt imkanlarla, halkımızın yoğun çaba, çalışma ve emeğiyle sürdürebiliyoruz.  Avrupa’da da başladı. Halkımız kendi kendine örgütlenerek otobüslerle seçim alanlarına akın ediyor. Öyle anlaşılıyor ki, özellikle Türkiye’de son bir yılda olan bitenler Türkiye’deki farklı toplumsal kesimleri HAYIR cephesinde birleştirmiş gözüküyor

Buna karşın, gerilimle, şantajla korkuyla halkı manüpüle eden ve EVET’in çıkması için elindeki devlet imkanlarını seferber eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Kürdistan’da vali, kaymakam, asker ve polis EVET çıkması için halkı tehdit ediyor, kimi zaman da maddi vaadetlerde bulunuyor.

Bir kere belirtmeliyim ki, EVET’in kendisi meşru bir talep değil. Bütün bunlara rağmen anketlerde HAYIR önde ancak HAYIR için halkın daha güçlü bir motivasyon ve moralle seçime gitmesi ve oylarına sahip çıkması gerkeçek.

Halkımızın HAYIR’ı örgütlü bir şekilde sahiplenmesi, güçlü bir motivasyonla sandığa gitmesi durumunda Hayır çıkacak. Çünkü sandıklara sahip çıkılmaması durumunda her türlü hile ve hurda yapmaktan geri kalmayan bir siyasi iktidar var karşımızda. 15 yıllık hileci geleneğini biliyoruz.

Halkımız herhangi bir öncülüğe ihtiyaç duymadan kendi kendini örgütlüyor

Şu anda partimizin eş-başkanları dahil 13 milletvekilli ile 750’ye yakın teşkilat yöneticisi cezaevinde. Bu aslında toplam teşkilatımızın nerdeyse yüzde 70, 80nine denk geliyor. Dışarda kalanların da bir kısmı firari durumunda, yani çalışacak durumda değil. Ama bütün bunlara rağmen Newroz’da olduğu gibi, halkımız herhangi bir öncülüğe ihtiyaç duymadan kendini örgütlüyor, seçime hazırlanıyor.

Birçok yerde engellemelerle karşılaşıyoruz, mesela seçim şarkımız yasaklandı, seçim araçlarımız, otobüslerimiz çeşitli gerekçelerle engelleniyor. Kürdistan’da yasa hukuk bir tarafa bırakılmış, sadece çalışanlarımızı değil HAYIR diyen herkes tehdit ediliyor. Polis, asker herkesi açık bir şekilde tehdit ediyor. Özellikle 15 Temmuz’dan bu yana yasalar hukuk bir yana bırakılmış, halk terörize ediliyor. Devlet tamamıyla yasadışı yöntemlerle halkı korkutmaya çalışıyor.

 

Şu anda döndüğümde vekilliğini yapacağım bir il yok!

Şüphesiz Cizre’de çok korkunç şeyler yaşandı. Son yüzyılda birçok katliamla baskıyla zulümle karşı karşıya kaldık. Ama ilk kez bu kadar açık, aleni şekilde yoğun bir insanlık ve savaş suçu işlendi. Tüm dünyanın, halkımızın gözü önünde günlerce sesini duyduğumuz 143 insan, aralarında üniversite öğrencileri, gazeteci ve sanatçıların olduğu 143 insan, diri diri yakıldı. Canlı yayında yakıldılar

Mesela birinci bodrumda insan öldürüldüğünde, orası bombalandığında, bu insanlar canlı olarak telefondaydı, çığlıkları, haykırışları devletin de duyabileceği telefonlara yansıdı.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez Kürdistan kentleri tanklarla, toplarla yerle bir edildi. Daha önce biz köylerin yakılıp yıkıldığına tanıklık etmiştik. Ama ilk kez yüzbinlerce insanın yaşadığı kentler yerle bir edildi. Ben Şırnak milletvekiliyim. Şu anda döndüğümde vekilliğini yapacağım bir il yok artık. Haritada ismi olsa da artık Şırnak diye bir yer yok. Şırnak halkının yüzde 70’i hala dışarda, Şırnak’ın dışında yaşıyor. Dönseler dahi yerleşecekleri bir evleri, bir barınakları yok.

 

Cizre’de Kıyamet Yaşandı

Devlet kokuştu, zulüm yaptı, büyük insanlık suçları işledi. Yüzbinlerce insanlar evlerini terketmek zorunda kaldı, evleri başlarına yıkıldı. Yüzlerce insanlar korkunç bir şekilde katledildi. BM raporuna da yansıdı. 1.200 den fazla insan öldü. BM aldığı kısıtlı bilgiye rağmen mevcut tabloyu kıyamet kavramı ile tanımladı. Oysa ordaki durum insanlık suçuydu, savaş suçuydu. BM şimdilik bu kavramları kullanmaktan geri kaldı, çünkü bu kavramları kullandığı taktirde yaptırımlara gitmesi gerektiğinin farkında. Uluslararası hukuk bunu gerektiriyor

Devlet aslında gelişen Kürt Siyaset hareketini darbelemek istedi, çünkü iktidarına tehdit olarak görüyordu ve ortadan kaldırmak için topyekün imhayı programına koydu ve uyguladı. Hala halkımızın bağrında, yaşam alanlarında açılan yaralar kapanmış değil, hala yüzbinlerce insan evinde değil. Bu koşullarda seçime gideceğiz.

 

Şırnak Halkının %70’i oy kullanamayacak

Mesela Şırnak halkının yüzde 70’i Şırnak’ın dışında, halbuki bunların hepsinin sandığı Şırnak’ta kurulacak. Oysa hiçbiri gidemeyecek. Sayılarını bilemeyiz ama birçok Suriyelilerin seçmen yapıldığı bilgileri mevcut. Devlet her türlü hile ve hurdaya başvurmaktan geri kalmayacaktır. Ama halkımizn teşkilatlarımizn örgütlü hareket etmesi, uyanık olması durumunda bunların önüne geçilecektir.

 

BM Cizre Raporu

Cizre’de henüz hiç bir insan ölmeden, o insanlık suçu işlenmemişken, 150 ye yakın insanımız üç farklı adreste mahsurken, yardım çağrıları yaparken ben BM, Avrupa Birliği, Avrupa  Konseyine, Avrupa İnsan Hakları mahkemesinen durmun aciliyetini yazdım. Devleti biliyoruz ve bu kadar aktivist, sivil insanlar mahsur kalmış ve bu insanlar öldürülebilir, bu ölümlerin önüne geçin diye önceden bildirdim ancak herhangi bir dönüş olmadı.

Daha sonra bu insanların çoğu yakıldığında, henüz enkazlar kaldırılmadan, yanan insanlardan geriye kalan parçalar ortadayken yine çağrı yaptık. Bari ölümlerinin önüne geçemediniz, hiç olmazsa tespitini yapın çağrısında bulundum. Yaşananlar bir insanlık suçudur, insanlığa karşı yapılan bir suçtur bunu tespit edin dedik. Yine gelmediler.

İnsanların yakıldığına dair baskılar başında yoğun yer almasına, insan hakları kuruluşları tarafındna yoğunca dile getirilmesinden aylar sonra Birleşmiş Milletler Cizre’de insanların toplu olarak yakıldığına dair deliller var diyebildi. Komisyonca inceleme yapma talebi Türkiye tarafından kabul edilmedi.

Bu red talebi aslında itiraf anlamına geliyordu. Şayet suç işlediğine dair korkusu olmasaydı BM izin verilir ve orada inceleme yapılırdı. Hala izin verilmiş değil. Ona rağmen, sınırlı imkanlar ve  çabalarla BM Cizre raporunu geçenlerde paylaştı. Cizre’de yaşanılanlar kıyamet kavramıyla tanımlandı.

Dünya ve Avrupa’nın daha yüksek tonla eleştirlerini, uyarılarını yapma zamanı gelmişti. O yüzden Avrupa’dan bazı yerlerde itiraz sesleri yükselmeye başladı. Birçoğu artık Tükiye’deki durumun diktatörlüğe doğru evrilmeye başladığını ifade etmeye başladı. Türkiye’deki bu durumun bu noktaya evrileceği çok belliydi.

 

Rojava’da kazanilacak zafer, Türkiyedeki halkların emekçilerin zaferi olacaktir!

Şüphesiz Rojava, insanlığın ortak değerleriyle, büyük bedellerle kuruluyor. Nerdeyse Ortadoğu’yu halkların, emekçilerin, inançların mezarlığı haline getiren bir terörist yapıya karşı dünyanın en etkili mücadelesini veriyor. Bu mücadeleyi veren Rojava’daki halklardır, Rojava’nın çocuklardır.

Öyle ki. Rojava, Irak ve Suriye’nin önemli bir kısmını eline geçirmiş IŞİD’e karşı savaşan, IŞİD’i durduran, sınırlandıran, zayıflatan yegane güç olarak ortaya çıkttılar. Bu nedenle Dünya belli bir yerden sonra saygınlıkla yaklaşmak zorundan kaldı bu gerçekliğe.

Aynı zamanda Rojava siyasal bir yaşam tercihidir. Mecvcut iktidarcı hegemonik sistemlere karşı eşitlikçi özgürlükçü bir yaşamın mücadelesini veren, bir siyaset felsefesiyle hareket eden bir yapıdır. Rojava’daki mücadelenin, direnişin Kürtlerin öncülüğünde oluyor olması, Tükiye’de mücadele eden Kürt siyasal hateketle aynı siyasi ölçütlerle hareket etmesi, Türkiye’deki iktidarcı, hegemonik sistemi ciddi korkutmuştur.

O yüzden Rojava’daki yapı darbelensin, geriletilsin diye herşeyi yapan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bazen IŞİD’e silah taşıyarak önümüze çıktı, bazen de dünyanın her yerinden Türkiye’ye gelen binlerce IŞİD militanlarını güvenli bir şekilde Ortadoğu’ya geçiren bir siyasi iktidar olarak karşımıza çıktı. Bütün bunlara rağmen, büyük bedeller ödenerek Rojava düşmedi IŞİD geriletildi ve şu anda büyük oranda kuşatılmış durumda.

Bu Türkiyedeki siyasi iktidarı çıldırtıyor. Çünkü Rojava zaferinin Türkiyedeki halkların emekçilerin zaferi anlamına geliyor, güçlü bir siyasal iradeyi ortaya çıkaracağı gerçeği mevcut iktidar tarafından büyük tehlike olarak görülüyor. O nedenle Rojavayı darbelemek için bütün gücüyle yükleniyor.

Türkiye’nin El-Bab’a müdahalesi de meşru değildi. IŞİD’e karşı mücadele eden Rojava güçleri, uzun bir coğrafyada eşit ve özgür bir yaşamın temellerini atıyor, halkı koruyan bir iradeyi ortaya çıkarıyor. Türkiye bu irade darbelensin diye kimi selefi grupları gerekçe göstererek oraya girdi. Türkiye’nin oraya girmesi uluslara-arası hukukta da işgal hareketidir.

Bugün IŞİD karanlığına karşı en iyi mücadele veren Kürtlerin öncülük yaptığı Demokratik Suriye Federasyonu güçleridir. Aralarında Kürtler ağırlıkta olsa da Arap, Tükmen, Çerkez, Ermeni ve Süryani halkların bir araya gelerek oluşturduğu bir güçtür.

 

Kerkük: Kürtlerin öncülüğündeki bir gelişimi de kendine bir tehdit olarak görüyor

Avrupa’dayız şu anda. Avrupa’nın bir çok ülkesinde halk demokratik bir şekilde referandumla, halk oylamasıyla geleceğiyle ilgili kararlar alabiliyor. Kerkük’te Kürtler yoğunlukta olsa da Arap ve Türkmen nüfus da yaşıyor. Şüphesiz orda yaşayan hakların ezilmeden, inkar edilmeden; inanç ve kültürlerini özgürce yaşayacağı bir toplumsal sistem inşa edilmesi gerekiyor. Ordaki halk kent meclisi yerel bayrağıyla ilgili bir oylamaya gidiyor olması kadar doğal, demokratik birşey olamaz. Böyle demokratik bir işleyişe Türkiye’nin itirazlarını anlamak çok güç. Ama Türkiye ordaki Kürtlerin öncülüğündeki bir gelişimi de kendine bir tehdit olarak görüyor. Dünyanın neresinde olursa olsun bir Kurtun özgür yaşamasını istemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. İktidarın o bölgeye ilişkin açıklamaları ne meşru ne de hukukidir. Tamamıyla hegemonik amaçlarla ilgilidir. Tükiyenin yapması gereken ordaki yaşayan bütün halkların, inançların bir arada eşit ve özgür olaak yaşaması için öneri sunmak ve onları motive etmek olmalıyken böyle provakatif, işgal amaçlı açıklamalarda bulunabiliyor.

 

Benim burda kalıyor olmam alınan tutuklama kararıyla değil, partimin görevlendirilmesiyle ilgili

Ben Kürdistan’daki yıkımlardan sonra, Cizre’den Avrupa’ya geldim. Ben belki de 21. yüzyılın en büyük insanlık suçuna tanıklık ettim. Çok ağır savaş suçları, çok büyük günahlar gözümün önünde yaşandı.

O zamanlar partimin kararıyla, Kürdistan’da olup bitenleri dünyanın bilgisine sunmak amacıyla Avrupa’ya gönderildim. Ben Avrupaya geldikten sonra darbe mizanseni yaşandı ve ülke tamamen yeni bir atmosfere sürüklendi. Eş genel başkanlarımızın da yer aldığı partimin milletvekilleri tutuklandı, cezaevine kondu. O kapsamda benim için de tutklama kararı çıkartıldı. Ama şu anda hala burdayım.

Ülkede olup bitenleri dünya kamuoyuna paylaşma çalışmalarına devam ediyoruz. Tutuklamadan kaçmıyorum. Biz halk olarak da, nerdeyse cezaevine konulmamış, bedel ödememiş, politik bir Kürt yoktur, ben de onlardan biriyim. Ben de 2009’daki siyasi soykırım operasyonları kapsamında 5 yıl cezavinde kaldım.

Ciddi günahların ve insanlık suçların olduğu bir coğrafyda hapse konulmak gibi basit kaygılara kapılmak çok basit olur. Böyle birşeyi hiç bir zaman düşünmeyiz bile. Çünkü insanların yakıldığı bir coğrafyadan geldim, ben parti tarafından görevlendirildim. Şu anda Avrupa’dayım.

Check Also

‘Newroz’ kutlamaları yasak dinlemiyor

Bu yılki Newroz etkinlik programı Diyarbakır’da basın toplantısıyla açıklanmıştı. “Mutlaka Kazanacağız” sloganıyla, bölgenin birçok kent …