Home / EIY / Mardin Milletvekili Mithat Sancar: Erdoğan ile İstikrar Gelmesi İmkansız

Mardin Milletvekili Mithat Sancar: Erdoğan ile İstikrar Gelmesi İmkansız

Hazırlayanlar: İlhan Tanır, Ela Gonca İzmirli, Melike Gül Demir, Ebru Aksay

Siyasetçi, milletvekili, akademisyen ve yazar Mithat Sancar, Washington Hattı’nın sorularını Skype üzerinden Türkiye’den cevapladı.

”3 bini aşkın parti yetkilisi tutuklu”

WashingtonHatti: Referandum yaklaşıyor ve yaklaşık bir düzine milletvekilleniz içerde, toplam kaç milletvekili içerde, once burdan baslayalim?

Prof. Mithat Sancar: Figen Yüksekdağ şu anda resmen milletvekilli değil, düşürüldü. Toplamda 13 milletvekili içerde. Mesele milletvekillerimizden ibaret değil, birçok il ve ilçede parti yöneticimiz de tutuklu. Doğrusu tam sayıyı tespit etmek çok zor, her gün yeni gözaltılar, tutuklamalar yaşanıyor. Aşağı yukarı 3.000 parti yöneticimiz ve aktivist şu anda içerde.

 

”Halkımız Korku Duvarını Aştı”

WHattı: Güneydoğuda çalışma kampanya koşulları nasıl?

M.Sancar: Daha çok halk buluşması şeklinde yürütüyoruz çalışmalarımızı, esnaf ve ev ziyaretleri yapıyoruz. Bundan iki üç hafta öncesine kadar bölgede yaptığımız çalışmalar polis tarafından takip altındaydı. Gittiğimiz her yerde çevrede zırhlı araçlar olurdu. Bir parkta oturup halkla sohbet edeceğiz mesela hemen oraya gelip, kamera, foto çekimi yapıyorlardı. Böylece konuşmak isteyen kişilerin korkmak, caydırmak amaçlanıyordu. Bunların hiç biri halka buluşmamızı engelleyemedi. Ben bir iki üç gün önce Mardin’den geldim, ilçelerinde çalışma yürüttük. Çok net bir şekilde söylüyorum insanlar korku duvarlarını aşmış görünüyor. Daha önce bir korku havası hissediliyordu. Sanırım hükümet ve cumhurbaşkanı da insanların korkup sindiğini düşünüyorlardı.  Son bir hafta, 10 günlük çalışmalarda gördük ki 7 Haziran seçimlerine benzer bir heyecan var. Insanlar bizimle rahat rahat konuşuyorlar, fotoğraf çekiyorlar, her konuyu çok rahat konuşuyorlar. Ki bunların hepsi bir risktir aslında, sadece bizimle buluşmalarindan dolayı çeşitli sıkıntılar yaşabilir insanlar. Ama korku havası, sindirme havası dağılmış. Özellikle Newroz kutlamasında bunu çok bariz gördük. Diyarbakır Newroz’unda yüzbinler vardı. Bu sayılar gecen yıllarla karşılaştığında çok daha büyük anlam taşıyor. Bir iki sene önceki newrozlarda hava çok farklıydı. Bu newroz’da çok ağır bir baskı ortamı, şehirlerde her köşe başında güvenlik gücleri, zırhlı araçlar, kontroller var ve sadece 21 Mart’ta Newroz’un kutlanmasina izin verildi. Engellemeler vardı buna rağmen yüzbinler meydanı doldurdu. Şimdiye kadar yapılan kara propaganda boşa çıktı. HDP tabanını kaybetti, halk tepkili diye propaganda yapiyorlardi. Böyle olmadığını gördük.

 

”Hayır” çıkarsa herşey güllük-gülistanlık olmaz, ama normalleşme yolu açılır

WH: Refferanduma dönersek, Anayasa değişikliği geçer veya geçmezse bu iki senaryoyu bize değerlendirir misiniz?

MS: Bu referandumda ‘hayır’ çıkarsa, Türkiye’nin normalleşme yolu açılır. Herşey güllük gülistanlık olmayacak şüphesiz. Son iki yılda bu hükümet ve Cumhurbaşkanın politikaları toplumsal dokuda çok büyük darbeler yaptı. Bunu  bir günden, öbür güne onarmak mümkün olmayacak. Devlet yapısı çok büyük ölçüde hırpalandı. 15 Temmuz darbesini fırsat bilerek devleti kendilerine göre dizayn etmeye çalışıyorlar. Toplum çok sert bir kutuplaşma yaşıyor.

Ayrıca, Kürt sorununda güvenlikçi politikalar çok derin yaralar açmış durumda. Yıkılan, yakilan şehirler, ölen birçok sayıda sivil var. Bütün bunlar hem toplumsal yapıda hem siyasal atmosferde derin olumsuzluklar, derin tahribatlar yarattı. Tüm bunları ”Hayır” çıkar çıkmaz onaracağımızı iddia edersek tabii abartmış oluruz. Ama normalleşmenin yolunun açılacağını çok rahat söyleyebilirim. Çünkü Cumhurbaşkanı bütün yatırımını bu Anayasa değişikliğine bağlamış durumda. Ve eğer başarılı olursa tam da otoriter, tek adam yönetiminin diğer bütün araçlarını devreye sokacak. Uçuruma doğru gitmeyi durdurur bu ‘hayır’. 

 

”Evet çıkarsa herşeyin sonu olmayacak”

Evet seçeneğine gelirsek evet çıkarsa bu herşeyin sonu olmayacaktir. Eğer ‘evet’ çıkarsa herşey biter duyguyu ve algıyı hem temelsiz hem de çok tehlikeli buluyorum. Çünkü tam bir teslimiyet psikolijisi yaratıyor böyle bir durgu. Türkiyede’ki demokratlar için tabii işler daha zor olacak, daha büyük sıkıntılar yaşayacaklar. Ben evet çıkacağını sanmıyorum ama çıkarsa da çok az bir farkla olacaktır.

Bu da şu demek toplumun kutuplaşmışlıgi, bölünmüşlüğü perçinlenecek. Bu kadar sert parçalanmış ve bölünmüş bir toplumu yönetilmesi, istikrara kavuşturulması çok zordur. Bu kadar parçalanmış bir toplumda; siyasi ve ekonomik istikrar da toplumsal barış da çok çok zor sağlanır. Böyle bir toplumu yönetmenin de çok zor olacağını görmek gerekiyor.

Erdoğan ve etrafında ki milliyetçi, ulasalcı, ergenekoncu koalisyon tüm baskı aygıtlarını kullanarak ‘evet’ sonuçlarını perçinlemek için uğraşacaklar ama karşılarında da çok geniş bir toplumsal taban var, çok farklı kesimleri içeren bir toplumsal yol var. Demokratik muhalefeti bu blokta daha güçlü hale getirmek söz konusu olacaktır.

 

”Erdoğan dışişleri retoriğinde ayarı kaçırdı”

WH: Son zamanlarda Erdoğan bilinenden daha keskin şeyler söylüyor. Özellikle dış politikayı düşündüğümüzde Avrupa ile oluşan bu uçurumun nedeninin neye bağlıyorsunuz ve bu uçurumu referandum sonrası kapatabilir mi? Yani Erdoğan yeniden uluslararası alanda bu izolasyonu kendi üzerinden kaldırabilir mi?

MS: Şimdi son bir iki yıl politikalar Türkiye’de büyük tahribatlar yarattığını söyledim. Bu tahribatin yaşandigi önemli alanlardan biri de uluslararası ilişkiler, Turkiye’nin dış ilişkileridir. Özellikle son aylarda bu tahribatların alanı da genişledi, boyutları da derinleşti.

Herşeyden önce, Erdoğan’ın daha önceki seçimlerde kullandığı kutuplaşma ve yüksek gerilim politikası, secim taktiğidir. Hesap da basit aslında Türkiye’de muhafazakar taban diğer kesimlere kıyaslandığında daha genişti. Merkez sağ her zaman genişti ve Erdoğan buna kendi oylarını da ekledi. Eğer sert bir kutuplaşma ve yüksek bir gerilim yataratabilirse hem kendi tabanını konsolide edebiliyor, hem de milliyetçi duyguları yükselttiğinde kendisine gelmeyen milliyetçi oyları da kendisine çekiyor. Bunu başka seçimlerde de kullandı, özellikle  bunu 7 Haziran’dan sonra ortaya çıkan seçim sonuçlarını iptal etmek için yaptığı manevrada da ayni taktigi kullandı.

Dolayısıyla Erdoğan’ın bazı konularda bu politikadan, bu yöntemden yani kutuplaştırma ve gerilim yönteminden daha fazla beklentisi ortaya çıktı. Şimdi anayasa değişikliğini MHP ile birlikte yapıyor. Bir kısım Ulusalcı-Ergenekoncu çevreler de onunla birlikte hareket ediyorlar. Ama bu koalisyonun sayısal toplamı şu anki araştırmalara göre ‘evet’e dönüşmemiş. Yani MHP-AKP oyu toplamı ‘evet’e dönüşmemiş görünüyor. Erdoğan; birincisi kendi tabanından muhtemel rahatsızlıklardan dolayı olabilecek oy firelerini önlemek istiyor. Yani kendi tabanını kendi etrafında konsolide etmek istiyor. ‘Bakın ben, işte dünyaya karşı tek başına ama dimdik savaşan bir insanım. Eğer benim etrafımda kenetlenmezseniz kompololarla beni götürebilirler’ duygusunu yayıyor. Böylece yeniden bir mağdur psikolojisi içinden seçmenini, mağdura sahip çıkma motivasyonu ile yine birleştirmeye çalışıyor. Kendisinin burada kahraman ve mağdur olduğu havasını yayıyor.

Öte yandan, MHP’nin  tabanından da pek çok araştırmaya göre ‘hayır’ diyecek olanların oranının yüksek olduğu görünüyor. Şimdi bu milliyetçi hamasatle, bu kutuplaşma ve gerilim politikasıyla, milliyetçi oyları, MHP’nin tabanındaki o büyük ‘hayır’ eğilimli tırmanışı ‘evet’e dönüştürmek istiyor.

Türkiye’nin içinde bugüne kadar kullanabileceği bütün kutuplaştırma ve gerilim alanlarını kullandı; yeni bir gerilim alanı yaratması çok zor. Açıkcası, Türkiye’de gerilim yaratma imkanlarını tüketmiş görünüyor şu an için. O zaman dışarıda aramaya başladı. Yani dış düşman yaratarak gerilim ve kutuplaştırma yöntemi uygulamaya koyuldu fakat ayar çok fazla kaçtı. Yani seçim taktiği hesaplarının ötesine gitti. Şu an kendini İslam alemine, Avrupa’ya , Batıya kafa tutan ve bu ‘Batı Hegemonyası’nı durdurabilecek tek büyük lider olarak sunuyor. Şimdi, böyle devam ederse, tabi çok fazla sert sözler de kullandı Almanya’ya , Hollanda’ya karşı, Avrupa Birliği’ne karşı. Bence ayarı burada kaçtı. Muhtemelen kendi sesinin cazibesine fazla kapıldı. Çünkü ben onun bu çatışma politikasını sürekli bir yöntem olarak kurgulamış olabileceğine ihtimal vermiyorum, ihtimal vermek istemiyorum. Yine de dediğim gibi bütün sınırları kolay devirebilen bir yapısı var, esnek-pragmatik yapısıyla daha doğrusu yapısındaki pragmatizm ile daha sonra devirdiklerini toparlayabileceği gibi bir inancı da var sanırım. Yani ‘Ben şimdi yıkarım, istediğim sonucu alırım, sonra bundan çark ederim, toparlarım’ gibi hesap yapıyor olabilir. İsrail ile yaşanıldığı üzere, Rusya ile yaşanan krizde bu yöntem kullanıldı ama bana göre artık öyle tavizlerle veya şantajlarla mümkün değil ilişkileri düzeltmesi zaten. Daha büyük sıkıntılar yaşanır. Tavizlerle de kendisine karşı oluşan büyük güvensizlik duygusunun değiştirilmesi imkansız. Yani Türkiye, Erdoğan yönetimi altında sürekli kuşku duyulan, sürekli hesaplanamaz, öngörülemez hamleler yapabilecek, riskli bir ülke olmaya devam edecektir uluslararası alanda.

 

”Erdoğan ile istikrar gelmesi imkansız”

WH: Anladım Yani bazılarının söylediği ‘Evet çıkarsa, ülkeye istikrar gelecek’ sözüne katılmıyorsunuz anladığım kadarıyla?

Mithat Sancar: Söz konusu değil. Türkiye zaten şu an, biraz önce de söyledim, toplumsal, siyasal ve ekonomik alanda çok büyük bir istikrarsızlık yaşıyor. Ekonomik alanda çöküş, toplumsal alanda çok büyük bir kutuplaşma ve gerilim, siyasal alanda da tam bir yönetilemezlik krizi, yönetememe meselesi, yönetme krizi var ve bunların değişmesi için hiçbir sebep yok. Erdoğan’ın başkan olmasının bunları değiştirmesi ve bunları değiştireceğine dair mantıklı, inandırıcı herhangi bir argümanı yok. Esasen bunları doğuran kendisi zaten. Yani bu ortamın, istikrarsızlığın, ekonomik çöküşün ve toplumsal kutuplaşmanın sebebi kendisi. Şimsi şu anda da bütün yetkileri rahatça kullanabiliyor. Peki ne değişecek? Anayasa değiştiğinde bu saydığım konularda hiçbir şey değişmeyecek tam tersine aslında sorunların sebebi devam edecek. Sorunların sebebini ortadan kaldıran bir değişiklik olmayacak. Sorunları yaratan zihniyetin daha da güçlenmesi gibi bir sonuç doğacak yani sorun yaratan zihniyet güçlendikçe sorunlar çözülmez, daha da kronikleşir.

 

”AKP içindeki bölünmüşlük ciddi”

WHattı: İlk defa bu seçimde anladığım kadarıyla Abdullah Gül gibi, Davutoğlu gibi, Arınç gibi malum, buna benzer AKP liderlerinin uzak kaldığı ve AKP içerisinde bazı bölünmelerin yaşandığı da söyleniyor, haberleşiyor. Bunlara katılıyor musunuz ve bunların etkili olabileceğine inanıyor musunuz seçimlerde?

MS: Evet, AKP içinde bir ayrışma daha doğrusu AKP’nin kendi içinde bir huzursuzluk yaşandığına dair çok sayıda veri var. Benim kişisel gözlemlerim de var ama kişisel gözlemleri bir tarafa bırakırsak, ortadaki veriler de bize bu konuda bir güçlü fikir vermeye yetiyor. Erdoğan’ın bu politikalarının ve bu gidişatının doğru olmadığını düşünenler elbette var. Şu an parti içinde de milletvekili veya başka konumda olanlar arasında da bu rahatsızlığı duyanlar mevcut. Fakat esas partide aktif görev almayan, biraz önce saydığınız isimler, Arınç gibi, Abdullah Gül gibi, işte eski bakanlar, Cemil Çiçek gibi pek çok insan da bu rahatsızlıklarını açıkça dile getiriyorlar. Aslında, Anayasa değişikliği Meclis’de görüşülürken benim aldığım izlenim bu muhalif kanadın daha doğrusu Erdoğan’dan rahatsızlık duyan kanadın, bir hamle yapması konusunda bir tartışma yaşandı kendi içlerinde. Yani ‘Meclis’ten geçmesini önleyecek bir hamle yapalım mı, yapmayalım mı?’ tartışması yaşadılar. Benim kendi gözlemlerim, bunları tabi belgeyle kanıtlayabilecek durumda değilim, bir siyasetçi ve bir siyaset bilimci olarak gözlemim şu: Sanırım hesaplaşmayı ertelediler. Yani, Meclis’teki oylamada hesaplaşma yerine referandumda, halk oyunun daha doğrusu referandumun akışına göre, hem referandum sürecinde hem de referandumdan sonra bir hesaplaşma yapmayı daha uygun gördüler. 

MHP’nin de bu iç kaynaması da yine ‘hayır’ çıkarsa artık fokurdama ve taşma noktasına gelecek.

 

”Hayır” cephesi ile polemik yaşamayacağız”

WH: CHP ile ilişkileriniz nasıl? Anlaşıldığı kadarıyla sizden uzak durmaya çalışıyor, HDP’den uzak durmaya çalışıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

MS: Şimdi Erdoğan’ın özellikle bu referandum sürecinde, anayasa değişikliği süreci diyelim, bir taktiği vardı: CHP’yi sürekli bir baskı altında tutmak. Aslında CHP’yi rehin almak istiyordu. Sürekli, işte, kendi politikalarını eleştirdiğinde onu, terörizme destek vermekle suçluyordu, 15 Temmuz darbe girişimine karşı alınan önlemleri eleştirdiğinde onu, ‘FETÖ’cülükle suçluyordu. Maalesef CHP yönetimi de bu şantaj ve rehin alma operasyonuna biraz boyun eğdiği görülüyor. O nedenle güçlü, geniş bir demokratik muhalefet cephesi oluşturmayı sağlayacak ilişkilerden uzak durdular. Bizden uzak durması bizim açımızdan bir sorun değil, biz kendi politikalarımızı, kendi programımızı, kendi söylemlerimizi yürütüyoruz. Esasen biz referandum süreci başladıktan daha doğrusu anayasa değişikliği kesinleştikten sonra da sloganımızı şu şekilde belirledik: Herkesin’hayır’ı kendine, toplam ‘hayır’ bütün ülkeye! O nedenle, yanyana durmamız şart değil ama bir kural, kendi açımızdan bir kural, bir ilke belirledik. O da; ‘hayır’ cephesinin hiçbir unsurunda polemik veya sert tartışma yaşatmayı önlemek. Biz ‘hayır’ cephesinde yer alan hiçbir güçle polemiğe ve çekişmeye girmeme kararındayız. Bizden sürekli uzak durması CHP’nin, elbette Türkiye’deki atmosferi Erdoğan’ın istediği şekilde belirlemesine yardımcı oluyor. Mesela, kriminalize ediyor bizleri. E şimdi burda CHP de demokratik bir tavır sergilemediği zaman bu kriminalizasyon politikası başka güçlere de sıçrıyor, en son CHP’yi yakalıyor kıskıvrak. Yani aynı politikayı CHP’ye karşı da uyguluyor. Şu an çok kritik bir evredeyiz. Yani referandum çok çok önemli dolayısıyla bu tür tartışmaları referandum öncesi gündeme getirmenin hiçbir faydası olmadığını düşünüyoruz muhalefet cephesi içinde. O nedenle CHP’nin iyi bir ‘hayır’ çalışması yürütmesinden çok büyük memnuniyet duyarız.

 

”OHAL adil bir yarışı mümkün kılmıyor”

WH: En çok sorulan sorulardan biri de referandumun OHAL’de gidiliyor olması. Birçok kişi referandumda hayır çıkma olma ihtimaline karşı seçim sonuçlarında…. Siz seçim sonuçlarının adil bir şekilde, verildiği gibi yansımamasından bir şüphe duyuyor musun parti olarak? Bu yönde işaretler görüyor musun?

M.S. Bunu birkaç başlık altında çok kısaca bir değerlendirelim. Birincisi OHAL şartlarında bir seçim veya referandum da adil bir yarısı mümkün kılmıyor. Çünkü hayır kampanyasını yürütenlere yönelik baskılar hergün hem ulusal, hem de uluslar-arası medyada görülüyor. Hayır kampanyasını yürüten birey grup ve partilere karşı yoğun baskılar, sindirme yöntemleri uygululanıyor. Hergün bir yerde parti yöneticilerimiz göz altına alınıyor. Sandık görevlisi olabilecek, daha önce sandık görevlisi olarak belirlediğimiz arkadaşları da göz altına alıyorlar, sandıklara boylece gözlemci göndermek de zorlanalım diye.

Medyanın durumu ikinci başlık. Onu da görüyorsunuz basın özgürlüğü tammen rafa kaldırılmış durumda. Zaten basının önemli bir kısmı hükümet ve Erdoğan kontrol ediyor. Doğrudan kendisne ait olmayan medyayı da korkutarak veya şantajla kendi hizasına sokmayı başarıyor.

Dolayısıyla medyayı kullanmak bakımından da evet ve hayır taraftarları arasında çok büyük bir adelatsızlık var.

Bir  kritik mesele de Kürt bölgesinde, bunların ötesini aşan çok açık sindirme yöntemlerinin uygulanmasıdır. Özellikle devlet görevlileri, karakol komutanları, kaymakamlar koylere sürekli ziyaretler yapıyor. Bu konuda elimizde çok bilgi var, bunları hepsi tutaknakları yapıp gerekli başvuruları yaptığımızda ekleyeceğiz zaten. Evet köyleri gezerek kah korkuyla kah rüşvet vadiyle hayır vermelerini engellemek istiyorlar. Kürt köyleri ve şehirlerinde AKP değil, devletin bütün kurumları birlikte hayir kampanyasi yürütuyor.

Bir kritik nokta da, sandık birleştirme adı altında güvenlik nedeniyle bazı köylerde oy kullanılamayacağı bir uygulama var ve  mesele 18, 20 köy bir tek köyde oy kullanacak şekilde sandıklar birleştiriliyor. Sandığın kurulduğu köyde esas olarak korucuların yaşadığı ve askeri karakolların bulunduğu köyler. Özgürce oy kullanma şartları gerçekten yok. Bu açıdan sandık güvenliği konusunda en büyük endisemiz bu. 

 

”Yeniden özgürlükler ve demokrasi eksenine dönmemiz gerekiyor”

WH: Dış dünyaya bir mesajınız var mı?

M.S: genel olarak yaklaşımız uluslararası ilişkilerin sadece reel politik çerçevesinde ve ” ulusal çıkara dayalı” bir biçimde yürütülmemesidir. Açıkacası uuslar-arası ilişkilerde değerlerin önemli olduğunu görmek lazım. Bir ülkedeki siyasi gidişat demokrasiden uzaklaşmasi, iç çatışma ihtimalinin yükselmesi bütün uluslararası sistemi etkiler. Türkiye bu açıdan çok önemli. Türkiyenin önemi de şu an dünyanın nabzının attığı bölgede yer almasıdır. Biz uluslarası kurumlara ve kamouyuna Türkiye’deki demokrasi taleplerini ve güçlerini destekleme çağrısı yapıyoruz. Hükümetlere Tükiye’ye baskı yapın gibi basit bir anlayışı olan bir parti değiliz. Sadece şunu söyleyebilirm bölgede istikrar Türkiye’de istikrar hepsi bir arada hem siyasi, hem toplumsal barıştan geçer. Toplumsal barış ancak demokrasi üzerine kurulur.

Kürt sorununda barışçıl, demokratik bir çözüm için yeniden müzakere taleplerin uluslarası kurumların ve kamuoyunun gündeminde olursa uzun vadede en büyük meseleye el atmış oluruz.

Türkiye’de istikrar, barış, demokrasi ve özgürlügunu hem bölge hem de dünya istikrarı açısından önemli buluyoruz. Bütün dünyadaki demokrasi güçlerinin dayanışmasını istiyoruz. Erdoğan dünyadaki popülist sağ zihniyetinin iyi bir temsilcisidir. Popülist sağın yükselişinin çok ciddi sorunlara bunalımlara yol açacağını düşünüyoruz. Fransa’da Le Pen, Hollanda’da da Wilders , Almanya’da Petry neyse Erdoğan onlardan farklı değil.

Dünyanın yeni bir sağ dalgaya değil, yeniden demokrasi ve özgürlükler eksenine dönmesi gerekiyor. Referandum bunun için önemli bir sınavdir

 

Check Also

Former Military Aide Ali Yazıcı: If I wanted to assassinate him, I would have done it, I was always nearby him

Former Military Aide Ali Yazıcı during the hearing of the case of assassination attempt against …